Ana Fikir:
• Döllenmeden yetişkinliğe doğru giden süreç, ilk tek hücreli canlının modern insana dönüşme sürecindeki birçok evreyi anımsatır.
• 1-4 yaş arası çocuklar “küçük yetişkin”den çok, ilkel bir mağara adamına benzer.
• Çocuğunuzla iletişim kurabilmek için, onun mağara adamına benzeyen bakış açısını ve dilini anlamalı, ona aynı dille karşılık verebilmelisiniz. “Tarih Öncesi Ebeveynlik” etkilidir.
• Başarılı iletişim kurabilmek için onun güçlü ve özgüvenli hissetmesini sağlayacak şekilde sınır koymak ve disiplin sağlamak önemlidir.
• İletişimin altın kuralı (“Fast Food” Kuralı) nedir?
• Bir fast food restoranına girdiğinizde yaşanan diyalog, başarılı bir iletişimi özetler.
– “Siparişinizi alabilir miyim?” (karşıdakinin ne istediğini anlama isteği)
– “İki hamburger ve iki porsiyon patates” (net istek)
– “İki hamburger ve iki porsiyon patates, doğru mu?” (mesajı doğru anladığından emin olmak için tekrarlama)
– “Doğru” (mesajı doğru verdiğinden emin olma)
– “4 dolar” (isteğin tam karşılığı)
• Amaç karşı tarafın duygularını anlamak ve anladığını göstermektir.
• Çocuğunuzun duyguları anladığınızı, ona ancak kendi dilinde yansıtabilirsiniz (“Yumurcak-ça” dili).
• İletişimin altın kuralı (“Fast Food” Kuralı) nasıl işler?
• Sağlıklı diyalog için sırayla konuşun. En kızgın (ya da ilgiye en aç olan) kimse, önce onun konuşmasını sağlayın.
• Kızgın (ya da ilgiye aç) bir çocuğu/ yetişkini dinlerken, sonuna kadar dinleyin, aralarda anladığınızı gösterecek şekilde aldığınız mesajı tekrarlayın ve fikrinizi sona saklayın.
• Mesajı tekrarlarken yüzünüzü, sesinizi ve kalbinizi kullanın.
• Onun mesajını aldıktan sonra kendi mesajınızı verin. Bunu yaparken sakinleşmesine yardımcı olun.
• Fiziksel destek verin. Kucak mı istiyor, yanınızda oturmanızı mı istiyor, anlamaya çalışın.
• Seçenekler sunun. “Su içmek mi istersin, bahçeye çıkmak mı istersin?”
• Duygularını göstermenin diğer yollarını öğretin. “Ne kadar kızdığını bana yüzle göster!”, “Beraber yastıkları yumruklayalım mı?” ya da “Ne kadar kızdığının resmini yap!” diyebilirsiniz.
• Duygularını ifade edebileceği sözcükler öğretin. “Korkmuş gözüküyorsun. Ben korktuğumda kalbim davul gibi güm güm atar!” diyebilirsiniz.
• İstediği şeyi hayali olarak verin. “Ben de deniz kenarında olmayı çok isterdim. Haydi şuranın kumsal olduğunu hayal edelim!”.
• Fısıldamanın gücünü kullanın. Fısıldamak konuyu değiştirip, yeniden arkadaş olmanın iyi bir yoludur.
• İyi bir davranışını yakalayın ve övün.
• Duygularınızı sen-ben cümleleriyle paylaşın. “Anne hayır, hayır, hayır, hayır diyor. Sen ısırınca, ben kızıyorum, kızıyorum!” diyebilirsiniz. Bu, olayı sizin açınızdan görebilmesini sağlar.
• Anladığım mesajı tekrarlamak ne işe yarar?
• İletişim kurmak için insan, karşısındakinin onu dinlediğini ve umursadığını bilmek ister. Tavsiye dinlemek, iletişim kurmak için öncelikli bir ihtiyaç değildir.
• Başınıza gelen kötü bir olayı bir arkadaşınıza anlatırken, konuyu anladığı için lafınızı böldüğünü ve size sarılarak konuyu değiştirdiğini düşünün.
-“Bugün raporlarımı koyduğum çantayı kaybettim! Patron durumu öğrenirse beni kovabilir, çünkü raporların başka kopyası…”
-“Tamam tamam geçti, hiç merak etme! Raporları tekrar yazarsın. Ben seni yine de çok seviyorum! Bak sana komik bir şey anlatayım, dün başıma ne geldi biliyor musun?”
• Bu örnekte arkadaşınızın samimi amacı sizi rahatlatmak bile olsa, size olan tavrından kendinizi daha da kızgın, geçiştirilmiş, önemsenmemiş ve saygı duyulmamış hissetmeniz mümkündür.
• Arkadaşınız sizi duygularınızı size geri yansıtarak sizi dinleseydi kendinizi daha iyi hissederdiniz.
-“Bugün raporlarımı koyduğum çantayı kaybettim!”
-“Olamaz!”
-“Patron durumu öğrenirse beni kovabilir, biliyor musun?”
-“Bu çok kötü!”
-“Üstelik raporların başka kopyası da yok!”
-“İnanmıyorum! Bu kadar emek boşa gitti!”
-“Bir şekilde çözeceğim artık. Seninle konuşmak iyi geldi.”
-“Her zaman yanında olduğumu biliyorsun. Sana nasıl yardım edebilirim? Gel sana sarılayım! Sana dün başıma ne geldiğini anlatayım mı, bu belki neşeni yerine getirebilir…”
• Anladığım mesajı tekrarlarken kalbimi kullanmak ne işe yarar?
• Bazen nasıl söylediğimiz, ne söylediğimizden daha önemlidir. Özellikle çocuklarla iletişim kurarken bu kural, çok daha fazla geçerlidir.
• Yukarıdaki örnekteki tepkileri, ifadesiz bir yüz ve monoton bir suratla verirseniz, karşı tarafın daha da kötü hissetmesine sebep olursunuz.
• Amaç karşı tarafa onu anladığınızı hissettirmektir. Ruhsuz bir tavırla empati gösteremezsiniz.
• Çocuğumla iletişimi olumsuz etkileyen ifadeler nelerdir?
• Çocuğunuzu dinleyin; “sus”, “dur” ya da “şimdi sırası değil” diyerek kesmeyin.
• Aşağıdaki iletişim hatalarını yapmayın. Bu tepkiler, ancak çocuğunuzun duygularını anladıktan ve ona başarılı bir cevap verdikten sonra verildiğinde yapıcı ve işe yarar nitelikte olabilir.
• Mantık: “Bak tatlım gördün mü, odanda canavar falan yok.”
• Duyguları küçümseme: “Haydi yapma, o kadar da acımadı!”
• Dikkatini dağıtma: “Gel şu kitaba bakalım.”
• Umursamamak: Arkanızı dönüp gitmek.
• Sorgulamak: “Sana neden vurdu?”
• Tehdit etmek: “Sus yoksa ceza alırsın.”
• Teselli etmek: “Ağlama artık, bak baba burada!”
• Çocuklarda adalet duygusu doğal olarak gelişmiştir. Çocuğunuza saygı duyduğunuz ölçüde, o da size saygı duyacaktır.
• Çocuğumun dikkatini dağıtmak neden ters teper?
• Doktora gittiğinizde doktorunuz lafınızı kesip “Bakın şuradaki yeni binayı gördünüz mü?” dese, bir daha oraya gitmezsiniz.
• Çocuğunuz da kendisini dinlemediğinizi ve kendisini anlatamadığını hissettiğinde, ya daha taşkın davranacak (size kendini daha farklı şekilde anlatmak isteyecek) ya da içine kapanacak ve anlatmaya çalışmaktan vazgeçecektir.
• Çocuğuma “Her şey yolunda” demek neden her şeyi yoluna sokmuyor?
• Kaynayan bir tencerenin kapağını kapattığınızda kaynamayı durduramazsınız.
• Çocuğunuzu dinlerken onu “her şey yolunda” diyerek böldüğünüzde, çocuğunuz kendisinin kızgın olmaya hakkının olmadığını söylediğinizi ya da artık onun duygularını merak etmediğinizi düşünebilir.
• Sevgi dolu telkininizi, çocuğunuzun sakinleşmesinden sonraya saklamanız gerekir.
• Çocuğum beni neden dinlemiyor, anlamıyor?
• Çocuğunuz bir öfke krizi anında sizi gerçekten duyamaz. Yetişkinler bile sinirliyken etraflarını yeterince duyamaz ve göremez.
• Çocuğunuz henüz mantığını çok iyi kullanamıyor. 4 yaşın altındaki çocuklara, özellikle sinirliyken, mantıklı açıklama yapmak işe yaramamaktadır.
• Çocuklar her zaman kendi isteklerine odaklanırlar. Bir öfke krizi anında kendi isteğinden özveride bulunmasını beklemeyin, bunu huzurluyken bile yapması zordur.
• Çocuğunuz sizin onu anlamadığınızı düşünmektedir. Dilini bilmediğiniz bir ülkede “Tuvalet nerede?” sorusuna inatla “Wjoorkt” cevabı aldığınızda, siz de aynı soruyu tekrar tekrar sormaya ve öfkelenmeye başlarsınız.
• Öfke krizi anında çocuğumun beni dinlemesi için ne yapabilirim?
• İletişimin altın kuralını (“Fast Food” kuralını) çocuklara uyarlamanız gerekir.
• Çocuğunuz sakin ve mutluyken “normal” şekilde konuşabilirsiniz. Ancak bir öfke krizi anında çocuğunuzu sakinleştirmek istiyorsanız, onunla onun dilinden (“Yumurcak-ça” dili) konuşmanız gerekir.
• Kısa cümleler kurun. 1-4 yaş arası bir çocuk sakin ve mutluyken bile uzun cümleleri anlamakta zorlanır, bir öfke krizi anında hiç anlamaz. 12-18 aylık çocuğu sakinleştirmek için 3, daha büyük çocuklar için 5 kelimeden uzun cümle kurmayın. (Örneğin 15 aylık çocuğunuz kapıyı yumruklayarak dışarı çıkmak istediğini anlatmaya çalışıyor. “Dışarı!… Dışarı!… Dışarı!… Sıkıldın… Sıkıldın.. Dışarı çıkmak istiyorsun!…” diyebilirsiniz.)
• Çocuğunuzun ilgisini çekene kadar tekrarlayın.
• Ses tonunuza dikkat edin. Esas mesajınızı kullandığınız sözcükler değil, ses tonunuz iletmektedir. Sakinleştirmek umuduyla sakin bir ses tonu, çoğu zaman işe yaramaz. Onu anladığınızı göstermek için, onunkine yakın bir tonu tutturmanız gerekir. Çocuğunuz onunla empati kurabildiğinizi ve ona saygı duyduğunuzu böyle anlayacaktır.
• Ses tonunuz kadar mimikleriniz ve vücut diliniz de önemlidir. Ona ciddi bir şey söylerken ve uyarırken asla gülümsemeyin. Empati kurduğunuzu anlaması için onun hizasına eğilebilir, yüzünüzü görmesini sağlayabilirsiniz. Kızgınlığını anlatırken yumruklarınızı sallayabilirsiniz.
• Çocuğunuzun o anki korkusu ve kızgınlığı azaldıkça veya yaşı büyüdükçe (ilkellikten uzaklaştıkça); tekrarı azaltıp, normal tona geçebilirsiniz.
• Dikkatini çektiğinizde ve “bana bir şey mi dedin” bakışını yakaladığınızda sakinleşmeye başlamaktadır, bir sonraki aşamaya geçebilir, esas mesajınızı verebilirsiniz (sorununu çözme/dikkatini dağıtma/uyarma vb.)
• Çocuğumu sakinleştirmek için “Yumurcak-ça” dilini denedim, ancak işe yaramadı, ne yapabilirim?
• Çocuğunuzla aynı dili konuşarak onu anladığınızı göstermeye çalışmanıza rağmen, bazen onu sakinleştiremeyebilirsiniz.
• Çocuğunuza sarılın, sakinleşmek için sizin fiziksel yardımınıza ihtiyacı olabilir.
• Mümkünse sorununu çözmeye çalışın. Çocuğunuz yorgunluk, açlık, sıkıntı gibi bir nedenden ötürü huysuzlanıyor olabilir.
• Birkaç dakikalığına yanından ayrılın. Bazı inatçı çocuklar, “izleyici” varken inadından vazgeçmek istemeyebilir. “Sen ağlamaya devam et bebeğim, annenin mutfağa gitmesi gerekiyor. Hemen döneceğim. Seni seviyorum!” diyebilirsiniz. Döndüğünüzde (hatta birkaç kere denediğinizde) çocuğunuzu sakinleştirmeniz kolaylaşabilir.
• Çocuğumun mesajını geri yansıtmam, onun olumsuz davranışını onayladığım anlamına gelmez mi? Onu teşvik etmez mi?
• Onun mesajını geri yansıtmanız, yalnızca onu ve güçlü duyguları olduğunu anladığınızı gösterir. Onun bu duyguları hissetmeye hakkı olduğunu düşündüğünüzü ona anlatır.
• Duygularla davranışların farklı olduğunu, kızgın duyguları hissetmenin serbest, ama kızgınlıkla vurmak, ısırmak, kötü sözler söylemenin kesinlikle serbest olmadığını öğretir.
• Sakinleştikten sonra çocuğunuza uygun gördüğünüz sert ya da yumuşak tepkiyi verebilirsiniz. Onu anladığınıza dair mesajınızı iletmeniz, bu tepkiyi çocuğunuzun anlaması için gerekli olan sakinleşme fırsatını sağlar.