Doğru Derken?

Teknoloji çağında yaşıyoruz. İnternet her an elimizin altında. Çocuk/bebek bakımı ve gelişimi konusunda bir dünya kitap da var. Çevirisi olmayan kitapları yurtdışından sipariş etmek mümkün. O da yetmedi, annelikle ilgili bir dünya forum, blog, grup var. Herhangi bir konuda bilgiye (ya da bilgi kirliliğine) ulaşmak mümkün. Peki niye bunların peşinde koşuyoruz? “Doğru” bilgiye ulaşmak için. Peki , iyi yapıyoruz da, “doğru” derken?

Diyelim ki karşımızda ağlayan bir bebek var (ki bir bebeğimiz varsa, yapması en muhtemel aktivite ağlamak). Bebeğiniz ağlıyorsa ne yapmalısınız? Ben araştırdığım kaynaklardan bu soruya şu ana kadar üç cevap buldum:

  1. Harvey Karp (Mahallenin En Mutlu Bebeği – The Happiest Baby On The Block): Bebeğini hemen sakinleştir. Kundakla . Yan yatır. Şşşş sesi çıkar. Salla. Emzir/emzik ver.
  2. Aletha J. Solter (Bilinçli Bebek – The Aware Baby): Bebeğini sakinleştirmeye çalışma, sadece kucağında ağlamasını sağla. Onu rahatlatmak için emzirme. Başka müdahalelerle dikkatini dağıtma.
  3. Ferber Yöntemi: (Bu yöntem uyku eğitimi olarak geliştirilmiştir) Bırak yatağında ağlasın.

Sorun son derece sık ve olağan (bebeğin ağlaması). Soruna karşı geliştirilen üç cevap da birbiriyle alakasız. Ama üç yöntem de kabul görmüş. Ben ne anladım böyle araştırmadan diyebilirsiniz.

Benim buradan anladığım, tek ve mutlak bir “doğru”nun olmadığıdır. Bence anneliğin önemli bir hüneri, sorun çözme yeteneğinde yatıyor. Mesele “doğru” çözümden ziyade, “uygun” çözümü bulmakta. “Uygun” çözümü bulabilmek için olabildiğince okumak, araştırmak gerekiyor; ama yetmiyor. Başkası için uygun olan çözüm, sizin için de uygun olacak diye bir koşul da yok. Hüner; ulaşılan çözümleri mutlak doğru kabul etmeden, kendiniz ve çocuğunuz üzerinden gözünüzde canlandırdığınızda, aklınıza yatan, içinize sinen çözümü bulmakta yatıyor. Bunun içinde de “büyük resmi görebilme” yeteneği gerekiyor.

Gözünde canlandırmak hayatta önemli bir meziyettir. Diyelim ki mühendissiniz, bir hesap yaptınız ve bir sonuca ulaştınız. Ulaştığınız sonucu gözünüzde canlandırabilme yeteneğiniz sizi daha iyi bir mühendis yapar. Bazen hesabın üzerinden geçseniz de hatanızı gözden kaçırabilirsiniz, ama gözünüzde canlandırdığınızda bir tuhaflık hissedebilirsiniz. Bu şekilde “doğru” sonuca varabilirsiniz.

Bunun ilişkilerdeki karşılığı empatidir. Söylediğiniz bir sözün, yaptığınız bir hareketin sonucunu, karşıdakini de düşünerek gözünüzde canlandırdığınızda yaptığınız şey aslında empatidir. Söylediğiniz söz, söylerken size normal gelebilir. Ama karşıdakini düşünerek sonucunu gözünüzde canlandırdığınızda, bir içe sinmeme durumu yaşayabilirsiniz. Bir adım geriden büyük resme bakmak, size daha farklı hissettirebilir. Bu da sizi daha iyi bir anne/eş/evlat/arkadaş yapar.
Diyelim ki bir türlü uyutamadığınız bebeğiniz ağlıyor. Çeşitli kaynaklarda Ferber yönteminin (ağlamaya bırakma – cry it out) ne kadar başarılı olduğunu okudunuz. Bunu uygulamaya karar verdiniz. Gözünüzde annenizin sizi yatağınıza bıraktığını ve ağlamaktan patladığınızı canlandırdığınızda fikriniz değişebilir.

Ağlamaya bırakma empati kurması çok kolay ve bariz bir örnek. Aslında gün içinde bu kadar bariz olmayan ne kadar çok sorunla karşılaşıyoruz ve ne kadar çok “uygun” çözümü üretmemiz gerekiyor. Kimse bu sorunların “doğru” bir çözümü olduğunu söyleyemez. Bu yüzden okumak ve araştırmak insana çok alternatif sunarak resmi büyütebilmeyi sağlıyor. İnsan kendini daha sakin ve rahat hissediyor. Kriz yönetmek kolaylaşıyor.

Okumak candır.

Yorum bırakın