Ana Fikir:
• Bu kitabın amacı, hem çocuğun hem de ebeveynin kendisini keşfetmesini sağlamaktır. Hayatını kendisi çizen bağımsız bir çocuk, yapıcı bir şekilde davranır, çünkü böyle davranmayı ister. Davranışları korku veya takdir ihtiyacından değil, mutluluk ve sevgiden kaynaklanır.
• Kontrol etmenin yeni moda adı “iş birliğine teşvik”tir. Çocukları kontrol etmeye çalışmanın hiçbir faydası yoktur, çünkü kontrole direnme içgüdüsel bir reflekstir. Kontrol, ebeveyn-çocuk bağına zarar verir, çocuğun kendine güvenini ve saygısını olumsuz etkiler.
• Ebeveynlik tarzımızı kendi ebeveynlerimizin ya da başkalarının beklentileri üzerine kurduğumuzda, beynimizde otomatik oluşan ama aslında çocuğumuzla ilişkimizde geçerli olması gerekmeyen düşünceler, çocuğumuzu ve kendimizi koşulsuz sevmeyi engeller ve kurduğumuz bağı zedeler. Bu düşünceleri fark ettiğimiz ve gözden geçirdiğimizde, bizim için gerekli olmayanlardan sıyrılmayı başarabilir, özgürleşebilir ve koşulsuz sevebiliriz.
• Sevildiğini ve değer verildiğini hisseden çocuk, kendini ifade edebilecek kadar güvende olduğunu hisseder. Bu şekilde, hayatını yönlendirme gücüne sahip, bağımsız ve güçlü bir birey olur.
• Sevgi ancak koşulsuz olduğunda sevgidir. Çocuğunuzun nasıl olması gerektiği konusundaki düşüncenizi değil, çocuğunuzu sevmelisiniz.
• Daha fazla öğrenmeye ve daha az öğretmeye cesaretiniz varsa, ebeveynlik olgunlaşmanızı ve büyümenizi sağlar.
• Ebeveyn, bir insanı şekillendirmenin imkansız olduğunu anladığında rahatlar.
• İletişim nasıl kurulur?
• Kullandığınız kelimeler karşınızdakini yabancılaştırıp, sizden uzaklaştırıp, incinmesine de; iyi hissetmesine ve size bağlanmasına da sebep olabilir.
• 4 yaşında bir kız çocuğu markette yere yatmış ağlıyor. 9 yaşındaki ağabeyi de yanında. Küçük kızı sakinleştirmek istiyorsunuz.
– Marketten çıkmak için çok uzun zamandır mı bekliyorsun?
• Evet.
• Eve gitmek mi istiyorsun?
• Evet.
• Alışveriş çok uzun sürüyor, anne de çok yavaş.
• Evet!
• Bu sıkıcı markette olmak ve bu kadar çok beklemek çok zor.
• Hı hı! Üstelik en sevdiğim TV programı da başladı!!!
• Ah! En sevdiğin programı kaçırıyor musun şimdi?
• Evet!
• Bu program bir daha ne zaman yayınlanacak?
• Yarın. Her gün var.
• Yarınki programı anlamamaktan mı korkuyorsun?
• Evet.
• (Ağabeyi) Merak etme, anlayacağımızdan eminim.
(Çocuk kendini daha iyi hisseder ve TV programını kaçırdığını kabullenir. Bu arada annesi de gelir.)
• İçinde bulunulan durumu konuşmak bir şeyleri somut olarak değiştirmez. Sadece çocuk hislerinin anlaşıldığını ve inkar edilmediğini anlar ve sakinleşmeye hazır olur. Gerçekleri (bu çocuk için TV programını kaçırdığı gerçeği) kabullenmek için, önce duygularımızın onaylandığını hissetmeye ihtiyacımız vardır.
• Çocuklar, hissettiklerini hissetmekte bir sorun olmadığını ve onların bakış açılarını önemsediğimizi algıladıkları zaman, gerçekleri kabullenip kendi sorunlarını çözebilirler.
• Sakinleştirmek için çocuğun dikkatini dağıtmak ne işe yarar?
• Sakinleştirmek için çoğunlukla çocuğun hislerini inkar ederek çürütmek ve dikkatini dağıtmak tercih edilir. Ancak bu yaklaşım çocuğu savunmaya geçirir, yabancılaştırır, duygularını ve isteklerini ifade etmekten caydırır, öfkelendirir ve sıkıntı duyduğu gerçeği kabullenmesine imkan vermez.
• 4 yaşında bir kız çocuğu markette yere yatmış ağlıyor. 9 yaşındaki ağabeyi de yanında. Küçük kızı sakinleştirmek istiyorsunuz.
– Neden ağlıyorsun? (Bu soru çoğunlukla çocuğu savunma durumuna geçirir; çünkü ağlayacak bir sebep olmadığını, buna rağmen bu kadar ağladığına göre hatanın kendinde olduğunu ima eder.)
• Eve gitmek istiyorum.
• Eminim annenin işi birazdan bitecek, gel sana bir şey göstereyim. (“Aslında üzgün değilmişsin ve eğleniyormuşsun gibi yapalım” iması, çocuğun sıkıntısıyla ilgili konuşma ihtiyacını inkar eder.)
• Hayır!!! Ben şimdi eve gitmek istiyorum! TV programımı izlemek istiyorum!
• Programı başka bir gün seyredebilirsin. Zaten fazla TV izlemek zararlıdır.
(Çocuğun sabırsızlanmasını küçümsemiş, kızgınlığını savuşturmuş, onu gerçek duygularından uzaklaştırmaya çalışmış ve öfkelenmesi için bir neden olmadığını ima etmiş oldunuz. Çocuk sizinle daha fazla konuşmak istemeyebilir.)
• Çocuğumu onaylamak ne demektir?
• Çocuğunuzu onaylamak onun bakış açısını, tercihlerini, düşüncelerini ve duygularını yargılamadan, olduğu gibi kabul etmek demektir. İnsanların zaman zaman böyle hissedebildiğini, bunda bir sorun olmadığını bilmek ve karşıdakini bu şekilde rahatlatmaktır. Duygularının ve düşüncelerinin önemsendiğini anlatmaktır.
• Onaylamak, yaptığı davranışın doğru olduğunu düşünmek ve bu davranışı teşvik etmek demek değildir.
• Çocuğumun hislerini onayladığımda o sakinleşmiyor, hatta daha da şiddetli ağlıyor.
• Onaylamak ve dikkatle dinlemek, çocuğunuza kendini ifade edebilmesi için güvende olduğu hissini verir, sevginizi ve içtenliğinizi gösterir.
• Çocuk bu güveni ve kendini ifade etme imkanını bulduğunda, mevcut (ve belki daha önce yaşadığı) duygularını açığa çıkartır ve daha fazla ağlayıp, öfkelenebilir. Sonra rahatlayıp sakinleşir ve içinde kötü bir duygu kalmadan gerçekleri kabullenebilir.
• Duygularını ifade edebilen çocuklar, bu duyguları yaşamaktan korkmaz. Hayatın getirdiği iyi ve kötü şeylere karşı daha sevecen ve daha dayanıklı olurlar.
• Çocuğumun olumsuz duygularını onaylamam, o duyguları daha da pekiştirmez mi?
• Çocuğunuzun duygularını onaylarken, durumu dramatikleştirmekten ve duygusal tepkilerinizi ortaya koymaktan kaçının. Aksi halde çocuğunuz kendi hikayesine daha fazla gömülebilir.
• Değerlendirme yapmadan, duygusal tepkiler vermeden dinlemek, sevecen bir tavırla onaylamak ve çocuğun kendini ifade edebileceği güven ortamı yaratmak yeterlidir. Amaç çocuğun duygularını ifade edip rahatlamasını ve yoluna devam etmesini sağlamaktır.
• Çocuklar, kendilerine acı veren duygulara takılıp kalmaz, çünkü bu duygularla ilgili geçmişten gelen yükler taşımazlar. Onlara yetişkinlerin “kendi ıstırabı içinde yuvarlanma” sanatını öğretmekten kaçının.
• İletişimde onaylayıcı tavrın formülü nedir? SİDOT formülü nedir?
• S: Sessizce gözden geçir. Kendinizi çocuğunuzun davranışlarından ve duygularından ayrı tutun. Kızgınlıkla vereceğiniz tepkinizi, kafanızın içinde sessizce gösterin (kendinizi bağırırken, yumruklarken, suçlarken, tehdit ederken hayal edin) ve gözden geçirin (hatta yazın). Aklınıza ilk gelen sözcükleri, “gerçekler” değil “düşünceleriniz” olarak görün. Kızgınken söyledikleriniz, gerçek niyetinizi yansıtmaz; sonrasında duyduğunuz pişmanlık bunun göstergesidir. Bu şekilde ancak çocuğunuzla aranıza duvar örersiniz.
• Düşüncelerinizi gözden geçirin. Onların farkına varın ve olduğu gibi kabullenin. Üzüntünüzü, kızgınlığınızı ya da eleştirinizi ifade edeceğiniz sözcükleri düşünün, bunlar size ait olmayan “eski kayıtlar” olabilir. Başkalarının sözleri, sizin korkularınız, anılarınız ya da kendiniz için arzuladığınız şeyler, ağzınızdan çıktıktan sonra çocuğunuzu olduğu gibi sevmenizi ve anlayabilmenizi engelleyebilir.
• Bu düşünceleri ciddiye aldığınızda, çocuğunuza nasıl davranmış olduğunuzu gözünüzde canlandırın. Bu düşünceler olmadan çocuğunuza koşulsuz sevgi gösteren gerçek benliğiniz ortaya çıkabilir.
• Duymaya ihtiyacımız olan sözleri genellikle başka yerlerde görürüz. Zihninizin size çocuğunuzla ilgili söylediği şeylerin, sizin için de geçerli olup olmadığını gözden geçirin.
• İ: İlgi göster. Düşüncelerinizi gözden geçirdikten sonra, ilginizi çocuğunuza yönlendirin.
• D: Dinle. Çocuğunuzun sözlerini ve davranışlarını dinleyin. Göz teması kurun. Onu anladığınızı göstermek için sorular sorun.
• O: Onayla. Çocuğunuzun duygularını ve ihtiyaçlarını dramatik hale getirmeden, kendi duygu ve düşüncelerinizi eklemeden onaylayın. Dinlemek ve onaylamak sevginin bileşenleridir. Bu şekilde çocuğunuzla bağ kurduğunuzu ve kendinize karşı dürüst olduğunuzu hissedersiniz.
• T: Teşvik et. Durumu düzeltme çabasına girmeden, çocuğunuzu sorununu çözmeye teşvik edin. Çocuğunuzun kendi kendine sorununu çözebilmesi için ona ve becerilerine güvendiğinizi gösterin. Duygular, güçlü durabilme becerisini engeller. Çocuğunuz duygularını ifade edebildikten sonra odaklanabilir ve sorununa çözüm üretebilir. Doğal bir şekilde, o da sizin kendinizi keşfederken izlediğiniz yolu izler.
• Çocuğumun hüsran/hayal kırıklığı duygusunun onaylanmasından hoşlanmadığını hissediyorum.
• Bazen onaylamak, çocuğun mahremiyet ve özerklik duygusunu yadsımak haline gelebilir ve çocuğunuzun onuru kırılabilir, buna gücenebilir.
• Çocuğunuzun uğraştığı kule yıkıldı ve çok üzüldü. “Kızdın mı? Kulenin yıkılmasını istemezdin, değil mi?” gibi onaylayıcı bir tavra, çocuğunuz “Aptal kule! Aptal ben!” diyerek ve parçaları etrafa atarak karşılık verdi. Çocuk utandığında ya da korktuğunda duygularının dile getirilmesinden rahatsız olabilir.
• Bu durumda ya tüm ilginizi vererek çocuğunuzu sessizce izleyin ve kendini ifade etmesini bekleyin. Ya da başınıza gelen benzer utandırıcı bir olayı anlatarak onu rahatlatın.
• Çocuğumun kendini ifade edebilmesi neden önemli?
• Bir çocuğun duygularına takılıp kalmaması için bunları ifade etmeye ihtiyacı vardır. Aklımızdakileri ifade etmek, duygusal sağlığımızı koruyabilmek için gereklidir.
• Çocuklar duygusal gelişimlerinin yanında, zihinsel ve sosyal gelişimlerini de kendilerini ifade ederek sürdürürler.
• Çocuğunuza olumlu ya da olumsuz duygularını ifade etme ortamı sağlamadığınızda, onun bu duyguları hissetmesini engellemiş olmazsınız. Sadece ifade etme şeklini değiştirmiş olursunuz. Kendini ifade edemeyen çocukta saldırganlık, depresyon, tik geliştirme, öğrenme zorlukları, uyku düzensizlikleri gibi tepkiler gelişebilir.
• Çocuğumuzun kahkaha atarak ya da hoş resimler yaparak ifade ettiği duygularının yanında, öfke krizleri ve gözyaşlarıyla ifade ettiği duyguları da vardır. Olumsuz duygularını ifade etmesini engellemek, ona “iyi davranmayı” değil, duygularını bastırmayı öğretir.
• Olumsuz duygularını ifade eden çocuğunuza çözüm geliştirmeniz gerekmez. Olayı dramatik hale getirmeden çocuğunuzu sakince dinlemeniz, duygularını onaylamanız ve kendisi gibi davranmasına izin vermeniz yeterlidir. Bu şekilde duygularıyla başa çıkmayı öğrenir.
• Yetişkinlerin korktuğu ya da kendini yetersiz hissettiği konularda, bununla ilgili geçmişte yaşanmış bir hikaye mutlaka vardır.
• Çocukların zihni, yetişkinler gibi “takılmaya” elverişli değildir. Kendisini ifade eden ve duygularının onaylandığını hisseden çocuk hayatına rahatlıkla devam eder.
• Çocuklar kelimelerle olmasa bile, her zaman iletişim halindedir. Yaşadıkları korku, endişe, üzüntü ve stresi oyunlarında canlandırabilir; kardeşiyle çekişme, yatak ıslatma, odaklanma zorluğu, huysuzluk veya saldırganlık şeklinde dışa vurabilirler.
• Üzüntüsünü, kızgınlığını, öfkesini ifade edemeyen ve bu duyguları yaşamasına fırsat verilmeyen çocuk, en basit olayları bu duyguları ifade etmek için kullanabilir ve kolayca öfke krizlerine girebilir. Bu durumda çocuğunuza hemen bir çözüm üretmek, ifade edemediği ve boşaltamadığı öfkesini erteleyecek ve ona katkı sağlayacaktır.
• Çocuğumla bir kayıpla (ölüm, boşanma ya da hastalık) ilgili nasıl iletişim kurabilirim?
• Çocuğun kendini toplayabilmesi için yapılacak en önemli şey, onunla bu konuda açık bir şekilde iletişim kurmaktır.
• Çocuk iç dünyasında yalnız kalırsa, kayıp konusuyla baş edemez ve kendini bu acıyla özdeşleştirip, hayat hikayesini bunun üzerine kurabilir.
• Çocuğunuza hissettiklerini hissetmenin ve fantezilerini kurmasının hakkı olduğunu anlatın. Bu duygularını ifade ettiğinde, bunların aslında kendi kişiliği olmadığını anlayacaktır.
• Çocuğunuzu kaçınılmaz acılardan korumaya çalışmayın. Bunu yaşamasına saygı duyun. Ölen kedisinin arkasından yas tutma fırsatını tanıyın.
• Çocuğuma pişmanlığımı nasıl dile getirebilirim?
• Çocuklar yalnızca “üzgünüm” lafıyla tatmin olmazlar, onun neler yaşadığını önemsediğinizi bilmek isterler. (“Suda oynuyordun ama havuzu kapatacaklardı. Gitmek istemedin ve ben de seni sudan çıkardım.” gibi). Çocuğunuzun, duygularını geçiştirmeden onu anladığınızı hissetmeye ihtiyacı vardır.
• “Üzgünüm, ama şeker yiyemezsin” küçük bir çocuk için karışık bir mesajdır. Çocuğa göre baba üzgünse şekeri yasaklamamalıdır. “Şeker yemeni istemiyorum, çünkü zararlı” daha net bir mesajdır.
• Çocuğunuzda bir sözünüz/davranışınızın yoğun duygulara neden olduğunu ve bunu tersine çevirmek istediğinizi anladığınızda, durumu kabul edin ve onun ne hissettiğini anlamaya çalışın. Basit ve dolambaçsız konuşun (“Sana bağırdım. Keşke yapmasaydım.”). Çocuğunuzun tepkisini kendisinin şekillendirmesine izin verin. Çocuğunuzun duygusal açıdan daha kolay iyileşmesi ve tepkilerini kontrol edebilmesi için duygularını sahiplenmesine ihtiyacı vardır.
• “Seni kırdığım için üzgünüm” demek, çocuğun duygularının sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelir. Hislerine bizim neden olduğumuzu söylemek, onun tepkilerini kontrol edemeyen zayıf biri olduğu imasını taşır ve kendisini kurban olarak görürken, duygularından dolayı başkalarını suçlamayı öğrenir.
• “Bu seni üzdüğü için ben de üzgünüm” demek sizin hiç hatanızın olmadığını, sadece çocuğunuzun “yanlış” duygulara sahip olduğunu ima eder ve çocukta öfkeye neden olur.
• Hatayı düzeltmek, haklı ya da haksız olmakla ilgili değildir. Çocuğunuz incinmişse, duyguları gerçektir. Siz pişmanlık duyuyorsanız, duygularınız gerçektir. Hata düzeltmenin amacı, çocukla bağ kurmak ve güveni tazelemektir.
• Çocuğunuzun bir şeyden ötürü suçluluk duyduğunu ve sizinle iletişim kuramadığını hissediyorsanız, konuyu siz gündeme getirebilir (“Kaybolan anahtar seni rahatsız mı etti?”), onu dinleyebilir ve rahatlatabilirsiniz (“Başka anahtar yaptırırım, eminim bu arada kaybolan anahtar da bir yerden çıkar.”).
• Çocuğumun duygularını benim dile getirmem ne işe yarar?
• Çocuğunuzun duygularını kendisine sorun. Onun duygularını ifade etmesine ya da etmemesine siz karar vermemeli, duygularını yönlendirmemeli, nasıl ifade edeceğini kontrol etmemelisiniz.
• Ebeveyn çocuğa sadece duygularını ifade edebileceği bir ortam yaratmalı, güven ve sevgi hissettirmelidir. Gerisi çocuğun özgür tercihidir.
• Çocuğunuzun zihninde duygular yaratmayın. Bırakın duygularını kendisi şekillendirsin. Örneğin yaşadığı bir olayı umursamıyor ve hayatına devam ediyorsa, ona üzülmeyi öğretmeye çalışmayın. Ya da kendini zaten ifade eden ve ağlayan çocuğunuzun duygularını onaylamak adına daha dramatik hale getirmeyin.
• Çocuğunuzun duygularını tahmin etmeye çalışarak kelimelere dökmek, çocuğunuzda onu kontrol etmeye çalıştığınız hissini yaratabilir.
• İnsan duygu ve davranışlarının kontrol edilmeye çalışıldığını hissettiğinde, onuru kırılır, öfkelenir ve karşısındakinden uzaklaşır. Çocuklar da rahatsızlıklarını tam olarak tanımlayamasalar da, onları yönettiğimiz zaman bunu hissederler.
• Çocuğunuzun evde sıkıntıyla dolaştığını gördüğünüzde; “En yakın arkadaşın tatile gittiği için üzülüyor olmalısın” demek yerine “Sessizce dolanıp durduğunu fark ettim. Seni rahatsız eden bir şey mi var? Konuşmak ister misin?” demek daha yapıcıdır. Konuşmayı istemek ya da istememek çocuğunuzun tercihidir.
• Çocuğunuzun size kalbini açabilmesi için, onu dinleyeceğinizi, yargılamayacağınızı, eleştirmeyeceğinizi ve duygularını onaylayacağınızı bilmesi ve kendini güvende hissetmesi gerekir.
• Çocuğum bana yalan söyledi. Nasıl tepki vermeliyim?
• Çocuğunuzun yalan söylememesi için size güvenebilmesi ve sizden korkmaması gerekir. Bunun için sizinle, onu olduğu gibi kabulleneceğinizi bildiği ve koşulsuz sevginizi hissettiği bir ortamda size duygularını ve düşüncelerini açabilmesi gerekir.
• Aklınızdaki ilk düşünce genellikle “Çocuğumun bana yalan söylememesi gerekir”dir. Klişe bir kuraldan yola çıktığınızda, yapıcı bir iletişimle bu sorunu çözmeniz zordur. Çünkü çocuğunuzun kural gereği değil, size duyduğu güven ve sevgi sebebiyle yalan söylememesini istersiniz.
• “Eğer yalan söylüyorsa, yalan söylemesi gerekmiştir” düşüncesi, çocuğunuzun sizden korktuğunu ve size yalan söyleme ihtiyacı hissettiğini kabul eder. Onu, bu konudaki duygularını anlatmaya teşvik eder. Çocuğunuz ancak korku ve endişelerini ifade ettikten ve bu duygularının onaylandığını hissettikten sonra bunları aşabilir.
• Ebeveynler çocukların kendilerini ifade etmelerini, isteyerek ya da istemeden, nasıl engeller?
• İnkar ederek.
• Avutarak.
• Geçiştirerek.
• Korkutarak.
• Ebeveynler çocuklarının duygularını ve düşüncelerini nasıl inkar eder?
• Ebeveynler sıkça alışkanlık gereği sessiz kalarak, kaçınarak ya da avutarak çocuğun duygularını inkar eder. “O kadar da kötü değildi”, “Burada yanlış bir şey göremiyorum”, “Acımadı”, “Sorun yok” gibi tepkiler, çocuğunuzun duygularını inkar eder. Onu incitmese de kafasını karıştırır, çünkü onun için acımıştır, kötüdür ve sorun vardır.
• Çocuğunuz düştüğünde “Dizin acıdı mı?” diye sormak, çocuğunuzun ifade ettiği acıyı “Şimdi ne kadar acıdığını biliyorum, ama az sonra geçecek” diye dramatize etmeden onaylamak onu rahatlatacaktır. Bu, “Acımadı ki” demekten çok daha yapıcıdır. Ne kadar istiyorsa ağlayabileceğini bilmesi gerekir.
• Yemek yemek istemeyen çocuğunuza “Ama çok lezzetli” demek, aldığınız ceketi havalı bulmayan ergen oğlunuzu bu ceketin çok moda olduğuna ikna etmeye çalışmak, kaydırağın tepesinde kalakalmış çocuğunuza “Haydi ama yapabilirsin” demek, çocuğunuzun duygu ve düşüncelerini inkar etmektir.
• Çocuğunuz yola koşarak fırladığında onu azarlamanız, tehlikelerden korumak için yeterli değildir. Çocuğunuzu korku ve kızgınlığınızın etkisiyle azarlamadan önce, onun niye böyle bir şey yapmış olabileceğini anlamaya çalışın.
• Çocuğumu avutmam ne işe yarar?
• Üzgün bir çocuğa şeker veya eğlenceli bir aktivite önermek, ona hislerinin yanlış olduğunu ve bu duygularından kurtulması gerektiğini anlatır.
• Düştüğünde acı hissetmemesi ya da hissettiği acıyı ifade etmemesi gerektiğini düşünen çocuk, zayıf ve korkak olur. İleride rahatlamak için bir bağımlılık geliştirmesi ve zorluklara karşı toleransı düşük olduğu için kolay cevaplar bulma eğiliminde olması muhtemeldir.
• Mutluluk, gerçekleri kabullenip, sorunları korkmadan hayatı zenginleştiren bir özgürlük içinde çözme becerisiyle gelişir.
• Çocuğumu geçiştirdiğimde ne olur?
• Ebeveynler, çocuk kendini ifade etmek için “istenmeyen” bir yöntem seçtiğinde, bunun pekişmemesi ve zamanla yok olmasını umarak, çocuğun bu halini fark etmemiş gibi davranırlar.
• Acı veren duygularını ifade ettiğinde geçiştirilen çocuk, duygularını ifade etmekten vazgeçebilir, bu şekilde hissizleşebilir ve duygusal bağlantı kurmakta zorlanabilir.
• İhtiyacı karşılanmadan geçiştirilen çocuk, strese bağlı davranış bozuklukları sergileyebilir.
• Çocuğumu duygularını ifade etmeye çalışırken korkutursam ne olur?
• Öfkesi, kızgınlığı veya gözyaşları azarlama, hakaret ya da cezayla karşılanan çocuk korkar ve bu korkusu zamanla güvensizliğe ve itaatkarlığa veya öfke ve saldırganlığa dönüşür.
• Çocuğa duygusal özgürlük vermek demek, onun hissetme ve sonra hayata devam edebilme gücüne değer vermek demektir.
• Duyguları önemsemek, bunlara saplanıp kalmak demek değildir. Tam tersi duygularımızı özgür bıraktığımızda, onlar da bizi hayatımıza devam edebilmemiz için özgür bırakır.
• Çocuğuma güvenlikle ilgili bir konuyu nasıl anlatabilirim?
• 3 yaşındaki çocuğunuzun evinizin yakınındaki nehrin kıyısına yaklaşmasını istemiyorsunuz.
• Çocuğunuzu asla nehir kıyısında yalnız oynamaması konusunda uyardınız. Bir gün çocuğunuz nehre yaklaşıp taş atabileceğini düşündü. Bunu yaptığında çığlık atarak onu durdurdunuz, sonra panikle azarladınız ve tekrar ederse cezalandıracağınızı söylediniz.
• Diğer alternatifte de, çocuğunuza nehir kıyısında oynamak isteyip istemediğini sordunuz. Nehrin kıyına birlikte gittiniz ve olası tehlikeleri anlattınız. Suya yapraklar attınız, insanların suyun içinde nefes alamadığını anlattınız ve çocuğunuzun suyun hızını hissetmesi için ayaklarınızı suya soktunuz. Sonra ona nehrin kenarında oynamak istediği zaman annesini ya da babasını çağırmasını istediğinizi söylediniz.
• İlk örnekte çocuk ceza korkusuyla nehirden uzak durur. Bir gün ebeveynlerine kızar ve onlara ceza vermek isterse suya girmeyi deneyebilir. Buna karşılık, ebeveynlerinden daha da baskıcı bir tavır görür, kendini daha da çaresiz hissedecektir.
• İkinci örnekte ebeveyn çocuğu kontrol etmediği için, çocukta çaresizlik ya da meydan okuma hissi yoktur. Çocuk doğal olarak güvende kalmaya dikkat eder.
• Kendi duygularımı çocuğumla nasıl paylaşabilirim?
• Yoğun duygularınız çocuğunuzu korkutabilir, bunlara başa çıkamadığınızı düşündürebilir veya bunları kişiselleştirerek suçluluk duyabilir.
• Çocuğunuz sizin öfke patlamalarınızı sindiremez ve acı duygularınıza hak veremez.
• Çocuğunuz bir yetişkin değildir. Onu korkutabilecek ya da incitebilecek duygularınızı bir yetişkinle paylaşın.
• Çocuğunuzu korkutmayacak ya da sorumluluk yüklemeyecek duygularınızı, suçlama ya da yargılama barındırmayan ifadelerle paylaşabilirsiniz. “Onun kıyafetlerime özen göstermediğini düşünüyorum” yerine “Gömleğim kirlendiğinde çok sinirleniyorum” demeniz; benzer bir durumda çocuğunuzun sizin hislerinizden ötürü kendisini suçlamasını engeller. Böylelikle duygularını sahiplenmeyi ve bunlar için başkalarını suçlamamayı da öğrenir.
• Ben kendimi ifade edemediğim bir ortamda büyüdüm. Çocuğuma da bu konuda yardımcı olamıyorum.
• Kendinizi güvende hissetmediğiniz bir aile ortamında büyüdüyseniz, çocuğunuzun yoğun duygularını ifade etmeye çalışması, geçmişten gelen kendinizi ifade korkunuzu tetikleyebilir.
• Geçmişteki acılarınızı hatırlamak istemediğiniz için çocuğunuzun kendisini ifade etmesini engelliyor olabilirsiniz.
• SİDOT formülüyle bunu aşmaya ve çocuğunuzla aslında ilgisi olmayan tepkileri ona yöneltmemeye çalışın. Kendinize hakim olun, içinizden ilk gelen tepkinin sessizce (S) zihninizden akıp geçmesine izin verin. İlginizi çocuğunuza yönlendirin (İ) ve onu dinleyin (D). Çocuğunuzun hislerini onaylayın (O) ve kolaya kaçmadan, ona güvenerek, onu teşvik edin (T).
• Tüm duygusal rahatsızlıklar, zihnimizin geçmişteki acı veren deneyimlere dayanarak yarattığı basit hikayelerdir.
• Çocuğumun korkularıyla baş edebilmesini nasıl sağlarım?
• Çocuğumuzu korkutan şeyleri yok edemeyiz, ama çocuğumuzu duygusal olarak güçlendirebiliriz. Çocuğun korkusuyla baş edebilmesi için kendini ifade edebilmesi gerekir.
• Ebeveyn çocuğun korkularını güvenle ifade edebileceği bir ortam yaratmalıdır, duygularını asla inkar etmemelidir. Durumu dramatikleştirmeden, çocuğun duygularını anlayışla karşıladığında, çocuk yaşadığı korkuyla barışabilir ve korkusunu aşabilir. “Nasıl hissettiğini biliyorum. Karanlıkta etrafımızı göremeyiz ve korkutucu hayaller kurabiliriz.” veya “Bu köpek çok büyük. Korktun mu? Seni kollarımda güvenceye aldığım için çok mutluyum.” dediğinizde çocuğunuz kendini kötü hissetmeden korkularını ifade edebileceğini bilir. “Bu iyi bir köpek. Haydi onu okşa” demek, onun insani duygularını inkar etmektir.
• Çocuğu sakinleştirmek adına, onun kendini ifade etmesine engel olduğumuzda, onun korkusuyla ilgili kendi rahatsızlığımızı ortaya koymuş oluruz. Bu da çocuğun korkusunu pekiştirir.
• Çocuğunuz paniklediği zamanlardaki sakin tavrınız, onun bu tür deneyimleri insan olmanın doğal bir parçası olarak görmesini sağlar ve bu korkusunun zihninde travmatik bir hikayeye dönüşmesini engeller.
• Ciddi anlamda kötü deneyimler bile, sözlerle, gözyaşlarıyla, sanatla ya da oyun terapisiyle ifade edildiğinde iz bırakmaz. Yetişkinlerin çocukluğundan getirdiği acılar, aslında olayın kendisinden ziyade bu olayla ilgili kendi ifade edememenin yarattığı yalnızlık, kopukluk ve korkudur.
• Çocuğumun nefret duygusuna/söylemine nasıl karşılık vermeliyim?
• Çocuk “nefret ettiğini” söylediğinde, bahsettiği nefret duygusu aslında o anki durumla veya gerçeklerle ilgili değildir, aslında endişelenmemizi gerektirecek bir durum da değildir.
• “Nefret” sözcüğüne odaklanmak yerine, altında yatan duyguya (hayal kırıklığı) yönelik soru sormak, çocuğun “nefret” duygusundan kurtulmasına yardımcı olur.
• Ebeveyn çocuğun kendini güvenle ifade edebileceği bir ortam yaratarak, kırıcı olmayan sözlü araçlar ve fırsatlar sunduğunda, çocuk duygularını ortaya çıkarır ve gerçek durumun kendi zihnindeki dramdan çok daha hafif olduğunu fark eder.
• Çocuğu inkar etmeden ve ders vermeye çalışmadan dinlediğinizde, hayatına kolayca devam edebilecektir.
• Çocuğum benden nefret ettiğini söylüyor.
• Çocuğunuzun size kızdığını hissettiğinizde, bunu yüzünüze karşı ifade edebilmesi için onu yüreklendirin. Nefret başka duyguların dışa vurumudur.
• Müdahale etmek, zorlamak, kontrol etmek ya da küçük düşürmek gibi bir hata yaptığımızda ve çocuğumuz bize olan nefretini kustuğunda, onu dinlemeli, duygularını onaylamalı, hatamızı ve pişmanlığımızı kabul etmeliyiz.
• Henüz konuşamayan bir çocuk bile, hissettiği nefreti anlayışla karşıladığınızda, kendini onaylanmış hisseder. “Anne şeker almadı. Kötü anne.” “Marketteki kadını sevmedin mi?” duygularının farkında olduğunuzu ve onu hala sevdiğinizi bildiğinde rahatlar.
• – Anne senden nefret ediyorum!
– Bu çok acı verir. Bunu bana söylediğine çok sevindim, çünkü neler hissettiğini bilmek istiyorum. Bana olan nefretin hakkında konuşmak ister misin?
– Sevdiğim kahvaltıyı hazırlamadın ve bana yavaş olduğum için bağırdın.
– Yumurta yerine krep istiyordun. Ve bebeğinle oynamaya devam etmek istiyordun, öyle mi?
– Evet. Anne bana bağırma, bu beni üzüyor.
– Neler hissettiğini anlıyorum. Bana söylemene çok sevindim. Telaşlı zamanlarımda nazik davranabilmeyi ben de istiyorum. Bunu yapabileceğimi düşünüyor musun?
– Hayır, bunu yapamazsın. Sorun değil. Ama kahvaltı…
– Tamam, ne yemek istediğine kendin karar vermek istiyorsun. Bunu çoğunlukla yapabilirim.
– Tamam.
– Benden nefret etmek sana çok acı vermiş olmalı.
– Hayır anne, sadece kötü hissettirdi. Aslında nefret etmedim.
• Çocuğun nefret dolu sözlerinden kurtulmak istiyorsak; nefret duygusuyla, bunu tetikleyen diğer duyguları arasında bağlantı kurabilmesine yardımcı olmalıyız.
-Senden nefret ediyorum. İstediklerimi elde etmeme asla izin vermiyorsun.
-Daha fazlasını istediğin halde, pastanın sadece yarısını yiyebileceğin için hayal kırıklığına mı uğradın?
-Evet. Pastanın hepsini istiyorum. Onu benim için aldın.
-Oh, anladım. Pastayı sadece kendin için istiyorsun.
-Evet. Sadece kendim için.
-Ne hissettiğini biliyorum…
-Pastamla birlikte çilek de yiyebilir miyim? (Çocuk duygularını ifade ettikten sonra konuyu kendisi kapatır.
• Arkadaşı çocuğuma hakaret etmiş ve ondan nefret ettiğini söylemiş.
• Çocuklar kendi içlerinde ebeveynlerine son derece üzücü gözüken sahneler yarattıkları gibi, çözümü de kendileri geliştirebilirler.
• Karşılıklı hakaret, güç dengesinin eşit olduğuna işarettir.
• Güç dengesi eşit değilse, doğası gereği bencil olan çocuklar durumu kişiselleştirebilir ve incinip kendini güvensiz hissedebilir. Bu durumda ona hakaret eden çocuk için “Hayır onu seviyoruz, o iyi bir çocuk” diyerek, çocuğumuzun hissettiği nefreti geçersiz kılmaya çalıştığımızda; o, hakaretin çok korkunç bir şey olduğunu ve kendini kötü hissetmesi gerektiğini düşünebilir. Çünkü çocuklar söylediklerimizden çok endişemizden etkilenirler.
• Çocuğa, hangi düşünceleri ciddiye alacağının tamamen kendi elinde olduğunu anlatmak, onu gelecekte kuracağı ilişkilere de hazırlar. Bu şekilde duygularını sahiplenmeyi öğrenir.
• -Mary Ann bana “aptal” dedi ve benden nefret ettiğini söyledi.
-Ona inanınca kendini nasıl hissediyorsun?
-Aptal gibi.
-Yani gerçekten aptal ve kötü biri olduğunu mu düşünüyorsun?
-Hayır. Zeki ve iyi bir insan olduğumu biliyorum.