Baştan söyleyeyim, bu gittiğim yerin İngilizcesi Shangai, onu biliyorum. Ama Türkçe yazışmalarda (örneğin Chicago’nun Şikago yazıldığı gibi) tam olarak ne kullanıldığını bulamadım. TDK’da karşılığı yok, Dış İşleri Bakanlığı “Şanhay” demiş, Ekonomi Bakanlığı ve THY “Şanghay” demiş, Google “Şangay” diye düzeltiyor, artık siz bilirsiniz. Ben başlığı Google’a göre düzeltiyorum, kalanı bildiğim gibi kalsın.
Çin’de ilk olarak Şanghay’a gittim (2011 Eylül) ve çok şaşırdım. Aklımdaki Çin imajıyla hiç ilgisi yoktu. Şanghay ile ilgili söyleyebileceğim ilk izlenim, keyifle yaşanabilir rahat ve renkli bir şehir olması. Dünyanın en önemli limanlarından ve finansal merkezlerinden biri olması nedeniyle gelişmiş bir metropol. Bu yüzden “Şanghay Çin değildir” deniyor (Şanghay’ın gelişmişliği bir tarafa, Çin’in kıyı kesimleriyle iç kesimleri arasında gelişmiş anlamında zaten bir uçurum var).
Şanghay 24,2 milyon nüfusuyla, 1,4 milyar nüfuslu Çin Halk Cumhuriyeti’nin en kalabalık şehri (Çin’in nüfusunu uzatmadan söylemek için sayısal olarak yuvarladığım insan sayısı 23.951.000, yani Estonya + Letonya + Slovenya + Litvanya + Hırvatistan + Slovakya + Finlandiya toplamından biraz daha fazla 🙂 ). Dünya ticaretinin merkezi olması sebebiyle yabancı nüfus çok, Çinliler zaten rahat adamlar, kalabalık nüfus sokaklarda bir kaos görüntüsü vermiyor. İnsan kendini gayet rahat ve güvende hissediyor.
Şanghay’ın kelime anlamı, Doğu Çin Denizi’nin kıyısında olması sebebiyle, (shang – above, hai – sea) “denizin üzerinde” imiş (kendileri “Şanhaaay” diyor, “g”yi telaffuz etmiyorlar). Ayrıca Yangzte nehri Şanghay’da denize kavuşuyor. Yangzte nehri aynı ülke içinde akan dünyanın en uzun nehri. Aynı zamanda Asya’nın en uzun, Nil ve Amazon’dan sonra dünyanın üçüncü uzun nehri; zaten adı “uzun nehir” anlamına geliyor. Yangzte nehrinin önemi elbette istatistikten ibaret değil. Yüzyıllar boyu nehir ve nehir yatağı su, sulama, tarım, ulaşım ve sanayileşme açısından Çin’in büyüme ve kalkınmasına can vermiş. Wikipedia’ya göre nehir Çin Halk Cumhuriyeti toprağının 1/5’ini sulamakta, nehir yatağı ise ülke nüfusunun (ki bahsettiğimiz Çin nüfusu) 1/3’ünü barındırmaktaymış. Nehir ayrıca birçok endemik (yöreye özgü, başka yerde yaşama şansı olmayan) havyan türünün habitatını oluşturuyormuş.
İzlenimler
Şanghay’ın havası yazın sıcak ve çok nemli. Belki nemin de etkisi vardır, bazı sokakları çok fena kokuyor. Gökdelen manzarasını bu koku içinde görmek tam bir tezat. Bir de insanlar habire tükürüyor. Kadın erkek demeden o boğaz gürültülü bir şekilde temizleniyor ve yere tükürülüyor. Bu olaya orada bulunduğum birkaç günde hiç alışamadım. Aklıma Paris caddelerinde insan içinde çiş yapan adamlar geldi. Bu fotoğraf sokakların samimiyetiyle ilgili. 🙂

Şanghay’ın en önemli özelliği elbette alışveriş. Özellikle sahte saat ve çanta alışverişi arıyorsanız, Şanghay sizin için bir cennet . Yolda giderken (zaten yabancı olduğunuz belli) birileri sürekli kolunuza dokunup “lady cheap bags, watches” diyor. Bu satışları güya gizli yapıyorlar; kabul ederseniz sizi dolambaçlı yollardan geçirip, daracık izbe yerlere götürüyorlar. Normalde Ankara’da biri bana “Gel seni depoya götüreyim” dese asla takip etmem, ama Şanghay’ın olayı bu diye birinde adamın peşinden gittim. O kadar dolanıp acayip yerlere girdik ki, dönüp arkama kaçmama ramak kalmışken çantacıya vardık. Bir çanta uğruna ya Rab, ne stresler yaşanıyor!
Alışveriş tamamıyla pazarlığa bağlı. Bana orada, 1/10 fiyattan pazarlığa girmemi, 1/8 civarının üzerini kabul etmememi ve dönüp gitmemi söylemişlerdi. Hakikaten arkadan takip edip o fiyatı kabul ediyorlar. Bu, birçok yerde işliyor. Ama çakmanın da kendi içinde kalite farkları var. Daha kaliteli sahte ürünlerin pazarlığında bu yöntem işlemiyor. Bir de neyi nereden alacağınızı bilmeniz lazım, çünkü hakikaten her yer sahte ürün ve kaliteleri birbirinden çok farklı. Biz iş adamlarından oluşan bir heyetle gitmiştik. Bizim havalı şirket sahipleri, nereden alacaklarını da biliyorlar, tanesi 10-20 dolar civarına onar onar çakma saatleri aldılar. Ben devlet memuru halimle prensip yaptım; kocama çakma saat hediye edeceğime, paramın yettiği orijinal saati alırım dedim (memur zihniyeti). Sonra bizim heyet öve öve bitiremedi, “Ben bunu 5 yıl önce buradan almıştım”, “Bunun şöylesi de var, 10 senedir hiç bozulmadı” diye anlatıp durdular. Meğer Şanghay’ın olayı çakma saatmiş. Tamam 10 tane alma da, al 1-2 tane ne olacak? Bu sefer aynı yere gitmeye fırsat olmadı. Bir dahaki Çin ziyaretim Pekin’eydi. Orada dar acele bulduğum güzel görünen bir saati aldım (13 dolardı yanlış hatırlamıyorsam). Uçaktan indiğimde bozulmuştu. Demem o ki, Şanghay’da doğru istihbaratla güzel sahte saat bulursanız, fırsatı kaçırmayın. Bir de pillileri tercih edin diyorlar, hakikaten benim aldığım saat otomatikti, daha hediye edemeden elimde kaldı. Son olarak, yanınızda nakit bulundurun, kredi kartı kullanımı sınırlı.
Şanghay’ın bir de ayak masajı meşhur. Yine nereye gittiğinizi bilerek, ayak masajı yaptırmanız tavsiyedir. Gündüz yapılan saat-çanta tacizinin konusu akşam “kadın” oluyor, o yüzden nereye gittiğinizi bilmenizde fayda var.
Şanghay’ın gece hayatı da çok renkli. Öyle saat 21’de hayatın durduğu Avrupa şehirlerine hiç benzemiyor. Sokaklar kalabalık, caddeler ışıl ışıl. Her türden müziği canlı dinleyebileceğiniz, dans edebileceğiniz bir dolu mekan var. Burası The Bund’ın yakınında, The House of Blues and Jazz. Ortam da müzik de bana sorarsanız çok iyiydi.


Şehir içi Ulaşım
Pudong Havaalanın’dan merkeze (metro aktarmalı) gitmek için Maglev treni var. Şanghay maglev treni günlük hayatta kullanım açısından türünün ilk (belki de hala tek) örneğiymiş. Maglev, “magnetic levitation” (manyetik levitasyon) ifadesinden geliyormuş, yani tren elekto-manyetik olarak (mıknatısların aynı kutbunun birbirini itmesi prensibiyle) yükseliyormuş ve bu şekilde sürtünme büyük oranda azaltıldığı için, 430 km/hr azami hıza çıkabiliyor, 30 km’yi 8 dakikadan kısa sürede kat edebiliyormuş. Adamlar yapmış!
Şehir içi ulaşım için taksiyi çok rahat kullanabilirsiniz, çünkü çok ucuz. Ancak kaldığınız yeri ve gideceğiniz yeri mutlaka bir kağıda Çince yazılmasını isteyin, çünkü İngilizce’yi kesinlikle anlamıyorlar. Ben Çince tarifini de öğrenmiştim (“Huaihai Lu Dungu Dongu Lu” gibi bir şeydi), Çincemi de elbette anlayan olmadı. Bu arada basitçe Çince dediğimiz dil de, Wu diliymiş (ben Mandarin zannediyordum).
Metro da çok kullanışlı. Adamlar metro inşaatına 1993’te başlamışlar (1986 ilk çalışmalar diyor) ve Expo 2010’un hazırlıklarının da etkisiyle, dünyanın en uzun metro hattını inşa etmişler. Çin bu, şakaya gelmez.
Öyle araba kiralayayım, özgür takılayım demeyin. Bol kornalı, kendine özgü bir trafikleri var. Bisiklet ve motor yaygın. Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz şemsiyeye zaman zaman rastlayabilirsiniz. Sanırım karşıdan karşıya geçmek için beklerken pişmeyin diye konulmuş. Sıcak, hakikaten sıcak!

Turistik Yerler
The Bund
Yangzte’nin bir kolunu oluşturan Huangpu nehri Şanghay’ı ikiye ayırıyor: Pudong ve Puxi.

Pudong gökdelenlerin bulunduğu, şehrin nispeten yeni ve finans merkezini barındıran kısmı. Havaalanı da (Pudong Uluslararası Havaalanı) burada (bir de ağırlıkla iç uçuşların yapıldığı Hongqiao Havalanı var). “The Bund”, Huangpu nehrinin Puxi (alışveriş, gece hayatı, eğlence merkezi) kıyısındaki geniş alan. Buradan Pudong silueti güzel bir manzara oluşturuyor. Aşağıdaki fotoğraf “The Bund”dan çekilmiş Pudong’un tipik bir görüntüsüdür.

Bu da “The Bund”ın kendisi. Çok güzel teras barlar var. Mesela Peninsula Hotel’in burada muazzam manzaralı bir teras barı var.

Xintiandi
Araba trafiğine kapalı, bir sürü mağaza, restoran, bar ve kafelerin bulunduğu gayet hoş, gecesi ışıl ışıl olan yer. Benim çok hoşuma gitmişti. Burada Brown Sugar’da konsere gitmiştik, pek güzeldi.
YuYuan Garden (Yu Garden)
- yy’dan kalma imparatorluk bahçesi. Otantik mimari, muhteşem bahçe, içinde turuncu balıkların yüzdüğü minik göl, Çin kültürünü temsil eden harika bir yer. Turistik mağazalar da var, çünkü her yer turist. Fotoğraflarda göründüğünden çok daha büyük bir yer, 2 hektar (20.000 m2) alanı var.


Bunlar da geleneksel Çin kültürünün nadide örnekleri: Mc Donald’s ve Starbucks 🙂


Bu da turistik bir faaliyet olarak masaj (herhalde masaj, başka bir şeye benzetemedim).

City God Temple
YuYuan Garden’dan geçişin mümkün bulunduğu tapınak.


Jing’an Temple
Şehrin ortasında, gökdelenlerin arasında, bir anda başka bir dünyaya açılan kapı, “Temple of Peace and Tranquility” (Barış ve Huzurun Tapınağı). Gerçi gökdelenler, yani her zamanki dünya, yukarıdan görünüyor. Epey de büyük bir yer, bir kısmı ziyarete kapalı bir sürü bölümü var. Avlunun ortasındaki kocaman “yapıya” dilek tutup para atıyorsunuz, vallahi benimki gerçekleşti, benden söylemesi. 🙂

Uhreviyle dünyevi bir arada.

Bu da gündemi takip eden keşiş.

Bu da ayine yetişen keşiş.

Keşiş yetişmiş.

Shanghai World Financial Center
Gözlem alanından manzara izlemek tavsiye ediliyor, ancak benim fırsatım olmamıştı.
Oriental Pearl Tower ve Jin Mao Tower
The Bund’dan görünen siluetteki, ortasından iğneye dizilmiş biri büyük biri küçük iki boncuğa benzeyen kule, Oriental Pearl Tower. Aslında TV ve radyo binası, ama bir gözlem alanı varmış. Jin Mao Tower da siluetteki tipik kulelerden biri.
Shanghai Circus World
Brooklyn müzikali ayarında gösteriler oluyormuş. Benim yine fırsatım olmamıştı.
Fake Market
Sahte ve ucuz bir dünya ürünün olduğu bir çarşı. Fiyatı size ucuz bile gelse pazarlık etmeye üşenmeyin. Adresi 580 Nanjing West Road (Nanjing Road alışveriş çeşitliliği ve canlılığıyla ünlü cadde). Burada pazarlık sonunda Türkçe teşekkür eden kıza rastladım. İngilizce’nin anlaşılmadığı bir memlekette Türkçe teşekkür duymak, ticaretin gücü olsa gerek.
Shanghai Museum
Çin sanatıyla ilgilenenlere tavsiye edilen müze.