Bizi Ne Engelliyor?
- Neden koşullu ebeveynlik yöntemleri kullanılır?
- Ebeveynlik tarzımızı görüp duyduklarımız, inandıklarımız, hissettiklerimiz ve korkularımız belirler.
- Ebeveynlerimizden gördüğümüz değil, görmeyi umduğumuz muameleyi çocuklarımıza yapabilmemiz için şu soruyu sormalıyız: Az önceki davranışım kendi ihtiyaçlarım, korkularım veya yetiştirilme biçmimden mi kaynaklanıyordu, yoksa çocuğumun iyiliği için yaptığım bir müdahale miydi?
- Görüp duyduklarımız ebeveynlik tarzımızı nasıl etkiler?
- Çocukların nasıl büyütülmesi gerektiğini, kurallarımızı, ebeveynlik rolünün nasıl bir şey olduğunu öncelikle kendi ebeveynlerimizden öğreniriz. Bu öğrenme sürecinin farkına varmazsak, aynı motifleri sorgulamadan uygulamaya devam ederiz. (“Her ağladığında bebeğini kucağına alırsan şımarır!”)
- Kendi ebeveynlerimizin (ya da kayınvalide/kayınpederimizin), arkadaşlarımızın, disiplin kitabı yazarlarının, çocuk doktorlarının, hatta yoldan geçen akıl vermeye hevesli yabancıların bile etkisinde kaldığımızda aynı motifleri sürdürürüz; çünkü kaynak sayıca çeşitli de olsa, çoğunlukla aynı disiplin mantığının öğütlerini içerir. Çünkü “çocuklara yapma” stratejileri (ödül, ceza, tehdit), “çocuklarla çalışma” stratejilerinden çok daha kolaydır ve gördüğümüz, bildiğimiz odur.
- İnandıklarımız ebeveynlik tarzımızı nasıl etkiler?
- Yaşadığınız toplumun gerçekten çocuk dostu olup olmadığını düşünün.
- Her ebeveyn çocuğunu çok sever, ama başkaların usulu durmayan çocuklarına karşı gösterilen tolerans şaşırtıcı ölçüde düşüktür. Ebeveyn olmayanlar arasında bu tolerans daha da düşüktür. Eğer kollektif bir sevgi varsa, en iyi ihtimalle koşulludur.
- Maddi durumu iyi olan ebeveynler, çocuklarını iyi okullarda okutmak ve iyi koşullarda büyütmek için çok para harcar. Bu durum “çocuk merkezli” bir toplum olduğumuz kanısını yaratır, ama esasta çocuğa gösterilen saygı ve tolerans sınırlıdır.
- Çocuklara yapılan kamu harcaması da çoğunlukla kısıtlıdır. Harcama yapılırken göz önünde tutulan, çocuğun çocuk olarak değeri değil; çocuğun gelecekteki yetişkin olarak değeridir.
- Çocukların kontrol edilmesi gereken, şımarık ve fırsat bulduğunda ebeveynlerini kullanan varlıklar olduğu, tüm kuşağın şımartılarak ziyan edildiği ya da çocukların hayatının çok kolay olduğu, çünkü ebeveynlerinin onlar için her şeyi yaptığı gibi eleştiriler, koşullu ebeveynliğin altyapısını oluşturur.
- Çocuklarla giriştiğimiz savaşları nasıl kazanacağımıza dair kitaplar, çocuğu alt edilmesi gereken bir rakip gibi görmek, çocuğu bulunduğu ortamda arkadaşlarından daha üstün olması için zorlamak da rekabetçi toplumun yarattığı koşullu ebeveynlik motifleridir.
- Çocuklardan beklentinin yüksek olması (insan içinde uzun süre çocuğun sessiz kalmasını beklemek gibi), çocuğu aşırı kontrol etmeye ve sonuçta sırf çocuk olduğu için cezalandırmaya yol açar.
- Dinin kendisi koşulludur, belli kurallara uymayı, uymayanların cezalandırılmasını içerir. Birçok dini gelenek, kontrole dayalı disiplin ve koşullu ebeveynlik uygulamalarıyla doğrudan ilişkilidir.
- Hissettiklerimiz ebeveynlik tarzımızı nasıl etkiler?
- Kişilerin temel ebeveynlik tarzı, çocuklarıyla doğrudan temas kurmadan çok daha önce zihinlerinde kurulup yerleşmiştir. Bu tarzı, çocuk olarak yaşadıkları deneyimler biçimlendirir.
- Kendi ebeveynlerini en çok eleştiren kişiler bile neden çocuklarına aynı şekilde davranmaya devam eder?
- Alice Miller’a göre; pek çok kişi, ebeveynlerinden gördüğü zalimce davranış ve tutumu kendi çocuklarına karşı da sürdürür, çünkü ancak bu şekilde ebeveynlerini idealize etmeye ve davranışlarını meşrulaştırmaya devam edebilir. Her insan, ebeyenlerinin yaptıklarının aslında kendi iyiliği için olduğuna ve sevgiden kaynaklandığına inanmak ister. Ebeveyninin kötü niyetli ya da yetersiz olduğu kuşkusu, çoğu kişi için kabul edilebilir değildir.
- John Bowlby’e göre, empatik ebeveynliği deneyimlememiş kişiler, empatik ebeveyn olamazlar.
- Koşulsuz sevgi almayan kişi, koşulsuz sevgi veremez. Çocukken koşullu kabul edilmiş kişiler, başkalarını (çocukları dahil) koşullu kabul eder.
- Kendi duygusal ihtiyaçlarına odaklanan ebeveynin çocuğu nasıl hisseder?
- Çocuklukta karşılanmayan duygusal ihtiyaçlar, insan büyüdükçe kaybolmaz. Bu ihtiyaçları karşılayabilmek için kişi, ne kadar zeki/sevecen/sevilebilir olduğunu kanıtlamak için kendine odaklanır. Odaklanılması gereken çocuk, ebeveynini duygusal anlamda müsait yakalayamaz.
- Çocuk bir noktadan sonra tüm enerjisini ebeveynini mutlu etmeye, onun içini rahatlatmaya ve ne kadar yeterli olduğunu hissetmeye harcar hale gelebilir.
- Ebeveyn, çocuğu bir yetişkinmiş gibi onunla arkadaşlık etmeye, hatta kendisine ebeveynlik etmeye teşvik edebilir. Sonuçta kimse farkına varmadan, çocuk ebeveynin ebeveyni ya da arkadaşı rolüne girer.
- Kendi ihtiyaç ve hedeflerine odaklanan ebeveynler, çocuklarının ihtiyaçlarına odaklanan ebeveynlere kıyasla çocuklarını olduğu gibi kabul etmekte zorlanmakta ve cezalandırıcı, kontrolcü yöntemleri daha sık başvurmaktadır.
- Korkularımız ebeveynlik tarzımızı nasıl etkiler?
- Yetersiz kalma korkusu: İnsanın bebeğini kucağına alması, mucizevi olduğu kadar kaygı vericidir. Bu kaygı, ebeveyni yanlış öğütleri dinlemeye (“Kayınvalidem fazla kucağına alma ki şımarmasın dedi” ya da “Falanca uzmana göre, söylediğim şeyi yaptığında çocuğuma altın yıldız vermeliymişim”), çocuğun her istediğini yapmaya ya da çocuğu kontrol etmeye çalışmaya sevk edebilir.
- Güçsüzlük korkusu: Güçsüzlük korkusuyla başa çıkmaya çalışan kişi, kendisine asla zarar verilemezmiş gibi davranmaya başlar. Kontrolü elinde tutma ve üstün gelme ihtiyacı, çocuğuyla yaşadığı anlaşmazlıkları kazanılması gereken bir savaş gibi görmesine yol açabilir; geri adım atma, fikir değiştirme, hatayı kabul etme veya talebinden vazgeçmenin savaşı kaybetmek anlamına geldiğini düşünebilir. Sonuçta çocuk, çatışma halindeyken ihtiyaçlarının karşılanmayacağını öğrenir ve çocukta güçsüzlük duygusu yerleşir. Büyük ihtimalle o da kendi çocuklarını zorlayıcı yöntemlerle kontrol altında tutmaya çalışacaktır.
- Yargılanma korkusu: Ebeveynler en çok insan içindeyken yargılanmaktan korkar (çünkü bir çok insan gerçekten tanımadığı insanları yargılamaya meraklıdır) ve diğer insanların ne düşüneceğinden çekinerek çocuğun üzerine gider. Çocuklar ise, çoğunlukla bu zamanlarda en istemediğimiz şekilde davranır.
- Güvenlikle ilgili korkular: Çocuğu göz önünden kaybetmemek, hayatında neler olup bittiğini bilmek, uygun sınırlar çizmek makul güvenlik korkularıdır. Ama aşırı korumacılığa vararak çocuğun karar vermesine fırsat vermemek ve çocuğun eşyalarının güvenliği için onu kısıtlamak, çocuğun özgüvenine de, onunla ilişkimize de zarar verir.
- Bebek muamelesi yapma korkusu: “Er”in “geç”ten iyi olduğu varsayımıyla, çocukların kendi hızında büyümelerine izin vermemek, küçük çocuklara bebek muamelesi yapılmaması gerektiği inancını besler. Küçük çocuklarımızın bir an önce büyüyerek kendi kendilerine yemesini, giyinmesini ve tuvaleti kullanmasını isteriz; ama ergen çocuğumuzun daha erken içki içmesini, cinsel açıdan aktif olmasını ya da araba kullanmasını istemeyiz.
- Müsamahakarlık korkusu: Aslında toplumumuzdaki en ciddi sorunlardan biri, müsamahakarlık değil, müsamahakarlık korkusudur; sağlıksız ölçüde kontrolcülüğe yol açar.