- Duygusal Olarak Olgunlaşmamış Ebeveynler Yetişkin Çocuklarının Hayatlarını Nasıl Etkiler?
- Neden bağ kurmak isteriz?
- Duygusal bağ kurma ihtiyacı, insanlığın genetik geçmişinden kaynaklanır. İnsanlık tarihi boyunca bir grubun parçası olmak, daha fazla güvenlik ve daha az stres anlamına gelir. Hayatta kalma dürtüsünün bir sonucudur.
- Stephen Porges’e göre; memeliler, doğada tehlikelerle baş etme içgüdüsü gereği kendi türlerinden olanlarla bağ kurarlar. Sürüngenler savaşma, kaçma ya da donma tepkisi verirken; memeliler kalp atış hızlarını düşürmek ve stresin fiziksel etkilerini azaltmak için kendi türleriyle güvenli temas kurarlar. Sakinleşmek ve değerli enerjiyi korumak; fiziksel yakınlık, dokunma, yatıştırıcı sesler ve göz teması ile mümkün olur.
- Duygusal olarak olgunlaşmamış insanlar, başkalarıyla bağ kurarak kendilerini sakinleştirmeyi bilmedikleri için; stres anında savaşma, kaçma ya da donma tepkileri gösterebilirler.
- Ebeveyn olmak, duygusal olgunluk anlamına gelir mi? Ebeveyn olmak, çocuğun duygusal ihtiyaçlarını karşılayabilme yetisini beraberinde getirir mi?
- Ebeveyn olmak, duygusal olgunluk anlamına gelmez. Ebeveyn olmak, çocukla duygusal yakınlık kurabilme yetisini kendiliğinden getirmez.
- Bazı insanlar gerçek duygulardan korkar ve duygusal yakınlığı reddeder. Bu durum ebeveyn olduklarında da değişmez.
- Duygusal açıdan olgunlaşmamış ebeveynlerin hayatta kalma içgüdüleri devreye girdiğinde, kendi çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını yok sayarlar.
- Duygusal ihmal, herhangi bir fiziksel yoksunluk kadar gerçek ve acı verici bir durumdur, duygusal yalnızlığa yol açar, çocuk kendisini görünmez hisseder.
- Zehirli ebeveynlerden duygusal açıdan uzak durmak, kişinin iç huzurunu ve öz yeterlilik duygusunu geliştirir.
- Çocuk, ebeveyninin duygusal açıdan yoksun olduğunu anlayıp, onunla nasıl bir ilişki kurulabileceğini ve nasıl bir ilişki kurulamayacağını bildiğinde; ihmalin sebebinin kendisiyle değil, ebeveyniyle ilgili olduğunu fark eder. Böylelikle, değişmeyi reddeden ebeveyn yerine kendine dönebilir, kendisi odaklı bir hayat kurabilir ve kendi değeri ve sevilebilirliği ile ilgili kuşkularından kurtulabilir.
- Duygusal yakınlık nedir?
- Duygusal yakınlık, kişinin olduğu gibi davranarak, karşısındakine herhangi bir konuyla ilgili tüm duygularını tamamen karşılıklı güven içerisinde açabilmesi ve bağ kurabilmesi demektir.
- Duygusal açıdan olgun ebeveynler, çocuklarına her zaman yanında olduklarını, her koşulda kendilerini kabul ettiklerini ve onların duygularıyla ilgilenmekten zevk aldıklarını hissettirirler. Çocuklarının ruh halinin farkındadırlar ve çocuklarına duygusal olarak uyum sağlarlar.
- Duygusal yalnızlık nedir?
- Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler kendi dünyalarıyla meşgul olmaktan, çocuklarının iç dünyasının farkına bile varmazlar. Duyguları zaten dikkate almazlar ve duygusal yakınlıktan korkarlar.
- Çocuklarının beslenme, güvenlik gibi fiziksel ihtiyaçlarını eksiksiz karşılayarak normal davranıyor görünen ebeveynler de çocuklarıyla sağlam bir duygusal bağ kuramayabilir. Bu durumda, gerçek güven duygusunun yerinde kocaman bir boşluk oluşur. Çocuktaki boşluk, görünmezlik ve yalnızlık hissi, temel ve derin bir acı oluşturur.
- Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler kendi duygusal ihtiyaçlarından da rahatsız olurlar. Bu yüzden çocuklarına duygusal anlamda nasıl destek olacaklarını bilmezler. Çocukları üzüldüğünde sinirlenip, çocuğu rahatlatmak yerine cezalandırabilirler.
- Bu durumda çocuk, içgüdüsel dürtülerini bastırarak duygusal iletişim kanallarını kapatır. Bir şeylerin eksikliğini ve boşluğunu hissetse de, neyin yanlış olduğunu tanımlayamaz.
- Duygusal ilgiden yoksun kişiler, başkalarının onlarla kendileri oldukları için ilişki kurmak isteyeceklerine genellikle inanmazlar.
- Duygusal yalnızlık dışarıdan anlaşılması güç, kişiye özgü bir durumdur.
- Duygusal yalnızlığın çaresi, olgun bir ebeveynle duygusal ilişki kurabilmekten geçer. Ancak derin duygulardan korkan olgunlaşmamış ebeveyniyle ilişki kurmayı başaramayan çocuk tedirginlik, utanç ve suçluluk hisseder.
- Çocuk duygusal yalnızlıkla nasıl başa çıkmaya çalışır?
- Duygusal yalnızlık acı vericidir. Bu durumdaki çocuk, ebeveynleriyle bağ kurabilmek için elinden geleni yapmaya çalışır.
- Bu çocuk, başkalarının ihtiyaçlarına öncelik vermeyi bir ilişkiye kabul edilmenin bedeli olarak öğrenir. Karşıdakinin ilgi ve desteğini beklemek yerine, yardım eden kişi olma rolünü her defasında üstlenebilir ve kendi duygusal ihtiyaçlarını görmezden gelebilir. En derin ihtiyaçlarını bastırmaya çalışan çocuk, insanlarla gerçek bir ilişki kuramaz ve daha büyük bir yalnızlığa sürüklenir.
- Ebeveynleriyle duygusal olarak bağlanamayacağını düşünen çocuk, genellikle ailesinin ondan beklediği role bürünerek bağlarını güçlendirmeye çalışır. Ancak ailenin bu şekilde kazanılan kısa süreli onayları, gerçek bir duygusal bağa dönüşmez.
- Kendilerini çocuklarının sahibi gibi gören ebeveynlerin çocukları, ilişkileri köşeye sıkışmak, terk edilmek ve acı çekmek olarak görebilir. İyi niyetin olmadığı durumda biri sizi sürekli kontrol etmeye çalışırsa, öfke ve nefret hissedersiniz. Ailesinin aşırı talepleri ve ailesiyle olan bunaltıcı ilişkisi nedeniyle, kişi herhangi bir romantik ilişki için duygusal enerjiyi kendinde bulamayabilir.
- Bu çocuk, en ideal çözümün bir an önce büyümek ve kendi kendine yeterli hale gelmek olduğunu düşünür. Zaten ailesine yardım eden, hiç sorun çıkarmayan ve hiçbir şeye ihtiyaç duymayan küçük bir yetişkin olarak büyür. Yetişkinliğin özgürlük ve aidiyet duygusu getireceğine inanır. Hızla işe başlamak, askerliğini hemen yapmak ve erken evlenmek ister. Ancak hayatının yeni aşamalarında da, verdiğinden fazlasını isteyen sömürüye dayalı bir işe/ilişkiye razı olabilir; çünkü duygusal yalnızlık onun alışkın olduğu normal bir durumdur.
- Neden geçmiş kendini tekrar eder?
- Tanıdık olan, içgüdüsel olarak güvenlidir. Çünkü aşina olduğumuz durumla nasıl başa çıkacağımızı biliriz.
- Birçok çocuk için ebeveynini kusurlu görmek mümkün ve kolay değildir. Bu durumu inkar eden çocuk, gelecekte de benzer kişilerle benzer ilişkileri tekrar tekrar kurar.
- Mutsuz insan neden suçluluk hisseder?
- Empati yoksunluğu ve duygusal duyarsızlığa maruz kalmaya alışkın insanların mutsuzlukları, çok normal davrandıkları için dışarıdan fark edilmez. Normal davranışları, kendi acılarını ciddiye almalarını engeller.
- “Ben her şeyi hallederim. Mutlu olmam gerekirken neden bu kadar zavallı hissediyorum? Neyim eksik ki böyle hissediyorum?” Bu, çocukluğunda fiziksel ihtiyaçları karşılanan ancak duygusal açıdan ihmal edilen bir insanın tipik düşüncesidir. Kişi şükran duyması gereken şeyleri listeler, temeldeki duygusal yalnızlığa dokunmaz ve şikayet ettiğinde kendini suçlu hisseder. Hayattan daha fazla şey istemenin bencillik olduğunu düşünür.
- Bu durum, duygusal ihtiyaçları daha az olduğu düşünüldüğü için erkeklerde daha sık görülür. Oysa duygusal bağ ihtiyacı, cinsiyetten bağımsızdır.
- Bir ilişkinin gerçekliği nasıl anlaşılır?
- Elbette her ilişki emek ister, ama bu durum tek taraflı ve insafsızca değildir. Karşılıklılık esastır.
- Bir ilişkiyi duygusal haz ve karşıdakinin sizi gerçekten dinlemek ve anlamak için harcadığı emek sürdürür.
- Gerçek bir ilişkide herhangi bir role girmeniz gerekmez. Kendiniz gibi olur, kendiniz gibi davranır, kendiniz olmaktan mutluluk duyarsınız. Kimse sizi duygularınızın “yanlış” olduğuna ikna etmeye çalışmaz.
- Duyguları onaylanmayan çocuk içgüdülerine güvenir mi?
- Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler, çocuklarının duygularını ve içgüdülerini nasıl onaylayacaklarını bilmezler.
- Bu onay olmadığında, çocuk başkalarının kendi hakkında emin olduğu şeylere boyun eğmeyi öğrenir.
- Yetişkin olarak istemediği ilişkilere razı olduğunda, içgüdülerini inkar edebilir. İlişkinin devamının başkalarına bağlı olduğunu düşünebilir. İnsanlarla ilişkilerini sürdürebilmek için can sıkıcı ölçüde çaba göstermeyi normalleştirebilir.
- Ebeveynin çocuğunu duygusal anlamda reddetmesi, çocuğun öz güvenini nasıl etkiler?
- Çocuk ebeveynlerinden gördüğü davranışları diğer insanlardan da bekleyerek büyür. Karşısındakinin onunla ilgilenebileceği konusunda çoğunlukla kendine güvenmez.
- Düşük öz güven nedeniyle kendi istekleri konusunda çekingen davranır. Kendi ihtiyaçlarını bilinir kıldığında insanları rahatsız edeceğini düşünür.
- Geçmişte olduğu gibi tekrar reddedileceğini düşünen çocuk, duygularını bastırır ve kendini duygusal yalnızlığa iter. Duygusal ilişki kurmak, endişe konusu olur.
- Ebeveynleri tarafından duygusal anlamda reddedilen her çocuğun öz güveni zayıf olmaz. Bazı zeki ve dirençli insanlar ailesine rağmen öz güven geliştirebilir, duygusal olarak olgun partnerler bulabilir ve uzun süreli ilişkilerden keyif alarak aile kurabilir. Yine de, çocukluk döneminin kalıcı travmasının etkileri endişe, depresyon ya da kabus olarak kendini hissettirir.
- Duygusal Olarak Olgunlaşmamış Ebeveynleri Ayırt Etmek
- Duygusal olgunluk nedir? Duygusal açıdan olgun insanların kişilik özellikleri nelerdir?
- Duygusal olgunluk, kişinin derin duygusal bağ kurarken, nesnel ve kavramsal olarak düşünebilme becerisine sahip olmasıdır. İyi gelişmiş bir benlik duygusunu ve kimlik algısını gerektirir.
- Duygusal olarak olgun insanlar, sorumluluklarını birbirinden bağımsız olarak yerine getirerek günlük hayatlarına sorunsuz devam ederken, insanları sömürmeden derin duygusal bağlar kurabilirler. Kendi hayatlarını kurarken ebeveynleriyle ilişkilerini bundan ayrı tutabilirler.
- Duygusal açıdan olgun insanlar, empati kurma, dürtü kontrolü ve stresle baş etme yeteneğine sahiptir. Duygusal zekaları sayesinde kendi duygularını ifade ederken açık ve dürüstlerdir. Karşıdaki insanın iç dünyasıyla ilgilenirler ve samimi duygusal paylaşımdan zevk alırlar.
- Sorun çözmek için doğrudan insanlarla iletişime geçerler. İletişim kurabilirler.
- Geçici duygusal gerileme, duygusal açıdan olgunlaşmamışlık anlamına gelir mi?
- Herkesin hayatında duygusal kontrolü kaybettiği ve düşüncesizce davrandığı, stresli ve zorlu dönemleri olabilir. Bu geçici durum, duygusal açıdan olgunlaşmama anlamına gelmez.
- Duygusal açıdan olgunlaşmamış insanlar, otomatik ve bilinçsiz şekilde, nasıl davrandıklarını fark etmeden, diğer insanları nasıl etkilediklerini düşünmeden ve geri adım atmadan bu şekilde davranırlar. Bu, geçici duygusal gerilemeden çok farklıdır.
- Duygusal açıdan olgunlaşmamayla ilişkilendirilen kişilik özellikleri nelerdir?
- Fikirleri sabittir. Bir karara vardıklarında zihinlerini kapatırlar ve tek amaca odaklanırlar. Yol haritası belli olduğunda yüksek başarılara erişebilirler.
- Düşük stres toleransına sahiptirler. Gerçeği inkar eden, saptıran ya da değiştiren savunma mekanizmaları kullanırlar. Yanıtları tepkisel ve basmakalıptır.
- O anda en iyi hissedecekleri şeyi yaparlar ve genellikle en az dirençle karşılaşacakları yolu takip ederler. (Ör: İki kardeş babalarına, onu bakımevine yerleştirmek istediklerini söylemek için giderler. Sıra asıl konuya geldiğinde, büyük kardeş uğraşmak istemez ve bir bahane uydurup evden kaçar.)
- Değerlendirmeleri nesnel değil özneldir. Bir durumu yorumlarken, nasıl hissettikleri durumun kendisinden önemlidir. Mantık ve gerçekler gözardı edilir.
- Duygusal emek verme becerilerinin olmamasıyla gurur duyarlar. “Ben sadece düşündüklerimi söylüyorum. Ben böyleyim.” gibi bahanelerle bunu rasyonalize etmeye çalışırlar.
- Hayata aşırı basitleştirilmiş bir şekilde bakarlar ve olayları başa çıkabilecekleri düzeye indirgerler. Böylesine sınırlı bir benlik hissi onları benmerkezci yapar, insanların duygu ve ihtiyaçlarına karşı hassasiyet gösterme becerilerini zayıflatır.
- Duygusal olarak olgunlaşmamış insanlar duygularıyla nasıl başa çıkar?
- Duygularını kontrol etmekte zorlanırlar ve genellikle aşırı tepki verirler. Bir kez sinirlendiklerinde sakinleşmeleri zordur; sakinleşmek için başkalarından isteklerini yerine getirmelerini beklerler. Rahatlamak için sarhoş edici madde ve ilaçlara ihtiyaç duyabilirler.
- Karışık duyguları ve birbirini evcilleştiren zıt duyguları (suçlulukla mutluluğu, kızgınlıkla sevgiyi vs) deneyimleyemezler, çünkü duygu karmaşasını göğüsleyemezler.
- Duyguları derinlemesine hissetmek yerine, aşırı duygusallık hatta gözyaşlarına boğulma ya da aniden sinirlenme gibi yoğun ama yüzeysel tepkiler verirler. Verdikleri tepkiler tutku ve duygusallık göstergesi zannedilse de; derine inmeyip yüzeyden seken bir taş gibi üstünkörü, dramatik ama derin olmayan, siyah-beyaz ve geçici bir niteliğe sahiptir.
- Herhangi bir tehdit hissetmedikleri sürece kavramsal düşünüp, içgörü geliştirebilirler. Ancak stres ve kaygı, entelektüel nesnelliği bastırır ve düşünceler siyah-beyaz bir nitelik alır. Dolayısıyla bazen zeki ve anlayışlı, bazen de dar görüşlü ve mantıksız davranırlar.
- Zaman algıları tutarsızdır. Şu anki arzu ve dürtüleriyle hareket ettiklerinden, ne geçmişi rehber olarak kullanabilirler, ne de geleceği öngörebilirler. Eylemleriyle gelecekteki sonuçları arasında bağ kuramazlar (örneğin, ilişkiye uzun vadede vereceği zarara rağmen, yalan söyleyerek anlık zaferin tadını çıkarabilirler). Geçmişi geçmişte bıraktıkları için, eylemlerinden sorumluluk hissetmezler ve insanların neden affedemediğini ya da unutamadığını anlamazlar. Bir şey yapmak yerine vaat ederler, baştan savma özür dilerler ve karşıdaki hemen normale dönmezse gönül koyarlar. Tutarsızlıklarının nedeni, duygu, düşünce ve davranışlarını zamanla analiz edememeleri ve zamanla uyumlu bir benliğe sahip olmamalarıdır.
- Duygusal olarak olgunlaşmamış insanlar nasıl iletişim kurar?
- İletişim kurmazlar; duygu ve düşünceler yerine, olay ve gözlemler gibi “suya sabuna dokunmayan” konularda konuşmayı severler. Saplantı derecesinde entelektüelleşebilirler; çünkü kişiler ve duygular dışındaki konularda kendilerini güvende hissederler ve bunları aşırı derecede kavramsallaştırabilirler. Ancak bu yeteneklerini kendilerini yansıtma ya da karşısındakine duyarlı olma konusunda kullanmazlar. Karşısındakiyle ilgilenmeden sevdikleri konuları saatlerce konuşabilirler.
- İlişkide bir sorun yaşadıklarında kendi davranışlarını değerlendirmezler, bundan karşıdakinin nasıl etkilendiğini düşünmezler. Hatalarını kabul etmekte zorlanırlar, diğer insanları suçlarlar. Affetmenin, tüm çatlakların bir anda kapanabileceği yepyeni bir başlangıç anlamına gelebileceğini düşünürler. Her şeyin hemen normal olmasını isterler. Onlar için başkalarının acıları küçük ve mide bulandıran bir sinek gibidir, herkes duygularını görmezden gelirse sorun çözülür.
- İlgi odağı olmayı severler ama dışa dönük değillerdir; çünkü dışa dönük insanlar etkileşim ve diyalogdan keyif alır. Kendilerine odaklanmaları içgörü kazandırmaz, yalnızca ilgi odağı olmakla ilgilidir. Karşısındakini dinlemek ve sohbet etmek yerine, konuyu kendilerine getirirler.
- Özel ilgi beklerler. Başka insanlar daha fazla ilgi görürse araya girip konuyu değiştirirler. Bu da olmazsa, net bir şekilde rahatsızlıklarını belli ederek ilgiyi bu şekilde çekmeye çalışırlar.
- İnsanların farklı fikirlerinden rahatsız olurlar, herkesin kendileri gibi düşünmeleri gerektiğine inanırlar. İnsanların bireyselliğine dair farkındalıkları düşük olduğundan, pot kırma potansiyelleri yüksektir.
- Başkalarının zihinlerini okuyarak sorunlarını çözmelerini beklerler, ancak faydalı önerileri de kabul etmezler. Eğer istekleri hızlı bir şekilde tahmin edilmezse de öfkelenirler. Önce insanları kendilerine çekerler, yardım etmek istediklerindeyse onları iterler.
- Duygusal açıdan olgunlaşamama öz saygıyı nasıl etkiler?
- Öz saygıları başkalarının tepkilerine göre artar ya da azalır. Birey olarak kendi değerleriyle ilgili şüpheleri vardır. Eleştirilmeye dayanamazlar.
- Kendilerine odaklanırlar ve bencillerdir. Çocuk masumiyetiyle değil, takıntılı bir şekilde kendileriyle meşgullerdir. Herhangi bir olumsuzluk, yetersizlik ya da sevgisizliğe maruz kalma korkusundan ötürü sürekli bir güvensizlik ve kaygı hissederler. İnsanları düşük öz saygılarını tehdit edecek kadar yakınlarına yaklaştırmazlar. Kendilerini güvende hissetmediklerini de asla kabul etmezler.
- Başkalarından istediklerini aldıkları ve onların kendi isteklerine göre davranmalarını sağladıkları ölçüde kendilerini iyi hissederler.
- Kendileri o kadar önemlidir ki, diğer insanların duyguları onların ihtiyaçları yanında gölgede kalır. Bencillikleri, kendini izlemeye doyamayan bir narsistten ziyade, kronik acı çeken birinin kendine odaklanmasına benzer.
- Duygusal Olarak Olgunlaşmamış Ebeveynlerle İlişki Kurmak Nasıl Hissettirir?
- Duygusal açıdan olgunlaşmamış ebeveynler için rollerin önemi nedir?
- Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler çocuklarına sanki ebeveynmiş gibi davranarak rol değişimini teşvik ederler. Çocuklarından kendileriyle ilgilenmelerini, yardım etmelerini, sırdaş olmalarını, onları övmelerini, mutlu etmelerini ya da onlar için mutlu olmalarını beklerler. Kendi ruh hallerine göre davranırlarken, çocuklarından koşulsuz kabul beklerler.
- Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler, çocuklarından onlara atadıkları rollere kesin olarak uyum sağlamalarını beklerler, çünkü roller hayatı basitleştirir. Rol yetkisi (örneğin ebeveynlerin anne baba rolüne dayanarak, istedikleri her şeyi yapma ve sınırlara saygı göstermeme hakkına sahip olduklarını düşünmeleri) ve rol baskısı (çocuğu belli kalıplara göre davranması için zorlamaları, aksi halde reddetmekle tehdit etmeleri/suçlu hissettirmeleri/utandırmaları) ile çocuğun kendisinden beklenen rolü üstlenmemesi durumunda, kendisinde bir sorun olduğu mesajını hissettirirler.
- Duygusal yakınlık yerine bağımlılığa dayanan roller yaratırlar. Bağımlı ilişki ebeveynde kesinlik, öngörülebilirlik ve güvenlik hissi oluşturur. Bağımlılık, kardeşler arasında bir tanesinin (muhtemelen psikolojik açıdan ebeveyne yakın olan kardeşin) “favori” kabul edilmesine yol açabilir. Çünkü kendine güvenen bağımsız karakterli çocuğa “ebeveynine muhtaç çocuk” rolü oturmaz.
- Bağımlılık idealleştirme biçimini aldığında, ebeveyn favori çocuğunu diğerinden daha önemli ve değerli görebilir. Ancak taraf tutmak yakınlığın değil, bağımlılığın göstergesidir.
- Çocukların kendi hayatıyla ilgilenmesi onlarda kaygı yaratabilir. Buna karşı kendilerini güvende hissetmek için çocuğu cezalandırabilir ya da reddetmekle tehdit edebilirler.
- Ebeveyniyle bağımlı bir ilişki kurmayan çocuk, ebeveyni tarafından dışlanmanın verdiği acıyı çekmekle birlikte, kendini geliştirme ve karar verebilme fırsatını bulabilir ve bu fırsatı başarıyla değerlendirebilir.
- Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveyn ihtiyaç duyduğu bağımlı ilişkiyi aile içinde kuramazsa, aile dışından kişilerle bu boşluğu kapatmaya çalışabilir. (Örneğin kendi çocuklarına ilgi göstermeyen annenin hayır kurumlarında başka çocuklar için çalışması gibi.)
- Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveyn çocuğuna nasıl davranır?
- Duygusal açıdan olgunlaşmamış insanların empati becerileri düşüktür, ama insanların niyetlerini ve duygularını okurken oldukça beceriklilerdir. Empati yeteneği yalnızca karşısındakinin ne hissettiğini bilmeyi değil, bu duyguları yüklenebilmeyi de gerektirir. (Örneğin sosyopatlar karşısındakilerin duygularını okumakta mükemmellerdir, ancak bunu bağ kurmakta değil, yıkıcılıkta kullanırlar.) Duygusal açıdan olgunlaşmamış insanlar, kendi derin duygularından kaçtıkları için başkalarının duygularına karşı duyarsızdır. Çocuk, ebeveynin kendisini anladığını hissedebilir ama duygularını hissettiğini hissedemez.
- Kişilikleri birbirine uymayan yapboz parçaları topluluğu gibidir; çoğunlukla çelişkili duygular ve davranışlar sergilerler. Tutarsızlıklarının farkında değillerdir. Çocuk ebeveyniyle kısa süreli bir bağ kurabilir, ama ne zaman ve hangi koşullarda ebeveyninin ulaşılabilir olduğunu kestiremez (aralıklı ödüllendirme). Çocuk, tutarsız ebeveyninden nadiren aldığı olumlu tepkinin devamını umut eder; bu umut onu ebeveynine bağlayan bir nitelik alabilir.
- Güven duygusu sarsılan çocuk endişe hisseder ve sürekli ebeveyninin ruh halini takip etme ihtiyacı duyar. Çocuk ebeveynin değişken ruh halinden kendini sorumlu hissedebilir.
- Duygusal bağ oluşturma ihtimali ebeveynde kaygı yaratır; gerçek duygular onu aşırı derecede sinirlendirir. Tüm enerjisini bu “duygusal zarar”lardan korunmak için savunma mekanizmaları geliştirmeye adar. Savunma mekanizmaları devreye girdiğinde, çocukta ebeveynin kişiliğinin aslında daha farklı/sevecen/olumlu olduğu ve ebeveyninin değişebileceği inancı yerleşir. Ancak çocukta ne etki yarattığının farkında bile olmayan ebeveynde, kendi içine dönme dürtüsü ve kendini gözlemleme isteği/yeteneği olmadığından, değişmesi pek olası değildir.
- Duygusal açıdan olgunlaşmamış ebeveynler, çocuklarının başarı, heyecan ve coşkusuna karşılık önemsizleştiren, küçümseyen, geçiştiren, hevesini ve umudunu kıran bir tepki verebilirler. Mutluluk ve heyecan gibi olumlu duygular bile endişe konusu olabilir.
- Duygusal açıdan olgunlaşmamış ebeveynler çocuklarının maddi ve fiziki ihtiyaçlarını başarıyla karşılayabilirler. Örneğin çocuk hastalandığında ailesi tarafından çok iyi bakılır. Bu ilgi, hastalık sayesinde normal karşılanabilecek “şımartma” iznidir. Çocuk ebeveyni tarafından sevildiğine ve kendisi için fedakarlık yapıldığına dair fiziksel kanıtlara sahip olsa da, duygusal yalnızlığın acısını yaşar.
- Ailenin duygusal açıdan olgunluğu nasıl değerlendirilir?
- Duygusal açıdan olgunlaşmamış ebeveynler çocuklarında yarattıkları etkinin farkında bile değildir. İhanet ettiğinizi ya da nankörlük yaptığınızı düşünmeden, ailenizi aşağıdaki saptamalara göre objektif olarak değerlendirin.
- “Annem/babam nispeten küçük şeylere aşırı tepki gösterirdi.”
- “Annem/babam fazla empati kurmazdı ya da duygusal farkındalığını ifade etmezdi.”
- “Duygular ve duygusal yakınlık konu olduğunda, annem/babam rahatsız olur ve konuya girmezdi.”
- “Annem/babam bireysel farklılıklardan ve farklı bakış açılarından rahatsız olurdu.”
- “Ben büyürken annem/babam beni sırdaş olarak kullandı, ama benim sırdaşım olmadı.”
- “Annem/babam genellikle insanların duygularını düşünmeden konuşur ve davranırdı.”
- “Sanırım hasta olduğum zamanlar hariç, annem/babamdan fazla ilgi ve anlayış görmedim.”
- “Annem/babam tutarsızdı; bazen akıllıca, bazen mantıksız davranırdı.”
- “Üzüldüğümde annem/babam ya geçiştirirdi ya da sinirlenir veya dalga geçerdi.”
- “Sohbetlerimiz çoğunlukla annemin/babamın ilgi alanlarına odaklanırdı.”
- “Kibar bir anlaşmazlık bile annemi/babamı aşırı savunmaya geçirirdi.”
- “Anneme/babama başarılarımdan bahsetmenin anlamı yoktu, çünkü önemli görmezdi.”
- “Geçerli ve mantıklı fikirler annemin/babamın fikirleriyle uyuşmazdı.”
- “Annem/babam düşünceli değildi ve bir sorun olduğunda nadiren üstüne düşeni yapardı.”
- “Annem/babam için her şey siyah ya da beyazdı, yeni fikirlere açık değildi.”
- Duygusal açıdan olgunlaşmamış ebeveynin çocuğu nelerle baş etmek zorunda kalır?
- Aşağıdaki ifadelerden yaptığınız seçimler, duygusal açıdan olgunlaşmamanın seviyesini göstermektedir.
- “Dinlendiğimi hissetmedim. Ebeveynlerimin dikkatini nadiren çekebildim.”
- “Ebeveynlerimin ruh hali bütün aileyi etkilerdi.”
- “Ebeveynlerim duygularıma karşı duyarlı değildi.”
- “Ebeveynlerimin aklındakileri, onlar söylemeden bilmem gerekiyormuş gibi hissettim.”
- “Ebeveynlerimi mutlu etmek için asla yeterince bir şey yapamayacağımı hissettim.”
- “Ebeveynlerimin beni anlamaya çalışmasından çok, ben onları anlamaya çalıştım.”
- “Ebeveynlerimle açık ve dürüst bir iletişim kurmak zordu ya da imkansızdı.”
- “Ebeveynlerim insanların rollerini oynaması ve rollerinin dışına çıkmaması gerektiğini düşünürdü.”
- “Ebeveynlerim özelime saygı göstermez, izinsiz müdahale ederlerdi.”
- “Ebeveynlerimin benim hep hassas ve duygusal olduğumu düşündüğünü hissettim.”
- “Ebeveynlerim en çok ilgi gören kişinin tarafını tutardı.”
- “Ebeveynlerim söylenenleri beğenmediğinde dinlemeyi bırakırdı.”
- “Ebeveynlerimin yanında kendimi daima suçlu, aptal ve mahcup hissettim.”
- “Aramızda bir sorun olduğunda ebeveynlerim nadiren özür dilerdi; durumu düzeltmek için çaba göstermezlerdi.”
- “Ebeveynlerime karşı ifade edemediğim gizli bir öfke duyardım.”
- Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynin çocuğu ne hisseder?
- Ebeveyni tarafından duygusal anlamda reddedilen çocuk öfke hisseder. Çocuk bu öfkeyi ya bastırır, ya da kendisine yöneltir. Öfkenin ifade edilmesini hatta hissedilmesini bir suç olarak görmeyi öğrenen çocuk, kendini gerçek dışı şekilde eleştirme ya da suçlama eğiliminde olabilir. Bastırılan öfke depresyona hatta intihara bile yol açabilir.
- Alternatif olarak, çocuk öfkesini pasif-agresif şekilde ifade edebilir ve ebeveynlerini unutma, yalan söyleme, erteleme ya da kaçınma davranışlarıyla yok saymaya çalışabilir.
- Duygusal olarak olgunlaşmamış insanlar duygusal ihtiyaçlarını konuşmak yerine, küçük bir çocuğun derdinin anlaşılıp isteği yerine getirilene kadar ağlaması gibi, dışa vururlar. Sıkıldıklarında etraflarını üzerler (duygusal bulaşma) ve kendilerini daha iyi hissetmek için insanların her şeyi yapmaya istekli olduğunu düşünürler. Çocuk ebeveynini daha iyi hissettirmek için kendisini sorumlu tutar. Duygularını anlatmayan ebeveynin üzüntüsünün ne olduğu anlaşılmadan, mutsuzluk etraftakilere bulaşır.
- Neden bu kadar çok duygusal açıdan olgunlaşmamış ebeveyn var?
- Duygusal açıdan olgunlaşmamış ebeveynlerin aile hikayelerinde erken yaşlarda büyük mutsuzluklar, madde bağımlılığı, terk edilme, kayıp, suistimal ya da travmatik göç hikayeleri bulunmaktadır. Yaşamlarının erken dönemlerinde sınırlı kabul edilebilirlikle büyütülerek budanmışlardır.
- Benjamin Spock’un 1946’da yayımlanan “The Common Sense Book of Baby and Child Care” kitabına kadar ebeveynlik, çocuğun duygusal güvenliği ve bağımsızlığından ziyade, itaate odaklanmıştır.
- Eski kafalı ebeveynler çocuklarından haberdardır, ama onları duymazlar. Bu bakış açısında fiziksel ceza gereklidir. Çocuğun duygu ve düşüncelerini keşfetmesine ve ifade etmesine, dolayısıyla güçlü ve olgun bir bireysel kimlik geliştirmesine izin verilmez. Belli duyguların ifade edilmesi hatta deneyimlenmesi, aile geleneğinin utanç verici şekilde ihlali kabul edilir. Çocuk bu ortamda kendini tanımakta zorlanır ve karşısındakiyle nasıl duygusal bağ kurabileceğini bilemez.
Bu kitabın sonraki bölümleri için: Zehirli Ebeveynlik
Harika bir özet,her satırda kendimi sorguladım,köpegin bakışları konuyu içeriyor,içim ezildi.
Android için Outlook uygulamasını edinin
________________________________
BeğenBeğen
Teşekkür ederim Güzel Annem,
O zaman her satırda benim ne kadar şanslı olduğumu, bir çocuğun sahip olabileceği en can annenin bende olduğunu ve seni ne kadar çok sevdiğimi bir kez daha anlamış olmalısın ❤ Hem de çok…
BeğenBeğen